ODTÜ öğrencilerinin 12 Nisan’daki eylemi DEVA Partisi gibi yapılanmaların ve genel olarak anaakım siyasetin ikiyüzlülüğünü ortaya koymak bakımından çok işlevsel bir nitelik sergiliyor.


ALİ RIZA GÜNGEN

Ali Babacan’ın 12 Nisan tarihinde ODTÜ’de fotoğraf etkinliğini iptal ederek muhtemel (yüz yüze) bir protestoya maruz kalmamak için kampüse gitmemeyi tercih etmesi, kısmen Demokrasi ve Atılım Partisi’nin sosyal medya uzantılarının hiddeti nedeniyle, kısmen de her fırsatta devrimci öğrencileri hedef göstermeyi marifet bilen köşe kalemlerinin açıklamaları üzerinden çokça konuşuldu.

Yaklaşık yirmi yıl iktidarın nimetlerinden faydalananların yeni kurdukları bir partinin protesto ne demek bilmemesi ve neye uğradığını anlamakta zorluk çekmesi olağan. Fakat bu etkinlik iptali üzerine ısrarla söylenenler bir anlama zorluğunu değil kötü niyeti işaret ediyor.

Halk TV’de 15 Nisan 2022 tarihinde yayımlanan Seda Selek ile Perdenin Önü Arkası programında Deva Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Ekmen ve gazeteci İsmail Saymaz’ın yorumları oldukça tipik bakma açılarını yansıttığı için ele alınmayı hak ediyorlar.

Ekmen AKP’nin ilk 10 yılı boyunca duyduğumuz (benim de ODTÜ öğrencisi olarak sıklıkla maruz kaldığım) bir hattı temsil ediyor. “Biz uygun görürsek yapabilirsiniz” hattı zaten en başından bu yana itiraz edilen çizgi. Saymaz’ınki ise ilkiyle dirsek teması içinde ifade özgürlüğünü değil salınma özgürlüğünü savunan bir pozisyon. Yaşananlara ilişkin yanlış bilgiyle (bir panel düzenleneceği ve demokratik bir tartışma ortamının hedeflendiği) bezenerek formüle edilen, “bırakınız konuşsunlar” biçiminde özetlenecek bu çizgi boş konuşmanın yaratacağı kakafoniyle tartışmayı da birbirine karıştırıyor.

Uzunluklarına karşın yanlışlıkları ve çarpıtmaları iyi göstereceklerini düşündüğüm için bahsettiğim kişilerin programdaki bölümlerini büyük oranda aşağıda aktarıyorum (cümle düşüklükleri konuşanlardan kaynaklanıyor). Bu iki çizginin sorunlarına işaret ederek yazıyı bitireceğim.

 

Konuşturmamak olmadı!

Program sırasında DEVA Partisi genel başkan yardımcısı Ekmen ile seçim ittifakları konusu tartışılırken bağlantı sorunu yaşandıktan sonra oluşan boşlukta daha önce değinilmemiş bu konuyu özel olarak gündeme getiren Saymaz şunları söyledi: “Şunu göz ardı etmeyelim, ODTÜ’de devrimci kültürün orada yerleşmesinin bile sebeplerinden biri ODTÜ’deki özgürlük ortamıdır. Orası bir Amerikan üniversitesidir aslında, öyle konumlanmıştır ve ODTÜ’deki görece özgürlük alanı devrimci fikirlerin özgürce tartışılmasına sebebiyet vermiştir. Başta Ali Babacan olmak üzere her siyasinin protesto edilebileceğini ve sertçe, bazen rahatsız edici biçimde protesto edile[bile]ceğini düşünüyorum. Siyasetçiler ve biz gazeteciler de bunu tolere etmek zorundayız. Hamama giren terler. Siyasetçiyseniz sizi terletirler. Fakat konuşturmamak hiç olmadı! Hiç olmadı!”

Ali Babacan’ın ODTÜ mezunu olduğunu hatırlatan Saymaz daha sonrasında devrimci öğrencilerin Babacan’ın paneline katılıp soru sormalarını beklediğini söylüyor, takibinde DEVA yöneticilerinin sosyal demokrat ailelerinden bahsederek konuyu dağıtıp sulandırıyor.

Saymaz’ın açıklamaları ODTÜ tarihinden bihaber ve binlerce öğrencinin kuşaklar boyunca yaşadıkları alanı kendilerinin kılmak için verdikleri mücadelelerini bir çırpıda silen anakronizmin iyi bir örneği. Kısa bir konuşmada kimse altmış yıllık öğrenci mücadelesini özetlemesini beklemiyor, ancak tartışma imkanı varlığı ile Amerikan üniversitesi bağlantısı zeminsiz bir çarpıtma teşkil ediyor.

Yukarıda veciz örneğini okuduğunuz “bırakınız konuşsunlar” çizgisinin garipliği biraz da şuradan kaynaklı: Protesto edilen kişi ülkede on altı yıl boyunca bakan veya milletvekili olarak bulunmuş bir siyasetçi. Engellenmeye çalışılan ise onun üniversiteyi kullanarak PR çalışması yapması. Ortada bir tartışma zemini kurulmamış, aslında bizzat bu zeminin kurulması söz konusu olursa zor durumda kalacakları için, zaman kısıtını ve gerginliği beyan ederek fotoğraf çektirmeyi (evet konu fotoğraf çektirmek imiş, Babacan’ın kendi ifadesiyle) iptal etmiş bir siyasetçi var.

Üniversitede yaşamı defalarca aksatmış, yaşam alanını tahrip etmiş, protestocuların hayatlarını kaydırmaya ant içmiş bir iktidarda bakanlık yaptıysanız, o iktidarın ODTÜ’ye ilişkin kararlarının ortağısınızdır. Bunun hesabını vermeden o üniversitede fotoğraf çektirmeye kalkabilirsiniz, daha adımınızı attığınızda (hatta atmadan) protesto edileceğinizi bilmiyorsanız, o sizin öngörüsüzlüğünüze işaret eder, öğrencilerin ifade özgürlüğünü kısıtladıklarına değil.

Beyanda bulunanın konumu, yaptıkları ve gücünden bağımsız bir söz söyleme hiçbir zaman mümkün değil. Güç ilişkileri her zaman tartışmanın parçasıdır. ODTÜ’de yemekhane boykotu öncesindeki bir forumda eylemin nasıl örgütleneceğini ele alan öğrencilerin konuşmaları sırasında dahi tamamen değil ancak bir nebze askıya alınabilirler. Konuşsunlardı tavrı, zaten konuşmaktan vazgeçenin Babacan olduğunu ve sözün de söyleyenden bağımsız olmadığını atlıyor. Bu ahmaklıkta ısrar, özgürlük savunusu değil, benzer protestoların zeminini oyma girişimine işaret ediyor (ve Altılı Masa olarak adlandırılan oluşum etrafında yaratılmaya çalışılan dokunulmazlık halesi ile son derece uyumlu).

 

Hoş gör sen!

Saymaz’ın yorumları sonrasında programa tekrar bağlanmış olan Ekmen, şunları söyledi: “O gün ilan edilmiş ve iptal edilmiş bir program yok. Sayın genel başkanın gittiği ve maruz kaldığı bir durum da yok. Bizim üniversiteler eylem planımızın açıklanması için hem Mustafa hoca hem Ali bey ODTÜ’de fotoğraf çekimi için randevu alıyorlar, idareyi bilgilendiriyorlar. Bunu duyan bazı genç arkadaşlar buraya gelmişken birlikte sohbet edebilir miyiz deyince evet cevabı veriliyor. Ancak [kelime anlaşılmıyor] bütün gençlik grupları arasında yayılınca işte [anlaşılmıyor] Marksist ve farklı isimlerle pankart hazırlayan arkadaşlar da bir eylem hazırlığı içinde bulunuyor.”

Ekmen polis müdahalesi görüntüsünün kendilerini mutlu etmeyeceğini belirttikten sonra ilan edilmiş bir etkinliğin olmadığını, bu nedenle kendi görüşünün fotoğraf çekimini ertelemek gereği yönlü olduğunu ekliyor. Ekmen memleketini hatırlatıp baskı grupları ve örgütler karşısında ifade özgürlüğünü savunma gereğini son derece klişe cümlelerle tekrarladıktan sonra esas noktaya geliyor: “Herhangi bir yapılanmanın konuşturmam, söyletmem, ayağını bastırtmam, içeri sokturmam gibi bir söylemine hiç kimsenin prim vermemesi gerekir. İsmail bey de bunu çok güzel bir şekilde izah etti. Bu genç arkadaşlarımızın gençliğine, heyacanına, ODTÜ’de alışagelmiş protesto kültürüne karşı bunu hoş gördük ama bu arkadaşlarımızın da muhataplarıyla konuşarak, tartışarak, tezlerini masada vuruşturarak yol almaları gerektiğini bilmeliler. Bu arkadaşlar Türkiye’de ülkenin sadece sandıktan ibaret olmadığını ama seçmenin iknasından hareketle Türkiye’de bir şeylerin değişebileceğini bilmeleri gerekiyor.”

Ekmen’in kibirli tutumunun çelişkileri görmemizi engellemesine izin vermemek iyi olacaktır. Öncelikle DEVA Partisi temsilcileri ve yöneticilerinin ortada bir etkinlik var mı yok mu karar vermeleri gerekiyor. Sonra bir etkinlik varsa bunu iptal edenin (yine kendi ifadeleriyle) kendileri olduğunu hatırlamalarında fayda bulunuyor.

Ekmen ve kendisini liberal olarak tanımlayan ancak liberalizmin özgürlük kavrayışını dahi sindirememiş kesimler isterlerse parti genel merkezinde isterlerse bir üniversite kampüsünde üniversite eylem planı açıklayabilirler. Üniversite öğrencilerinin yargılanmaları, hapiste tutulmaları, en ufak bir protesto eylemi sonrasında gözaltına alınmaları ve fişlenmelerine dair bir cümle söyleyeceklerse, parti tepe kadrolarının parçası bulunduğu 2002-18 yılları arasındaki AKP hükümetleri dönemindeki anti-demokratik uygulamalara ve süreklilik arz eden baskılara dair bir özeleştiri sergilemeleri beklenir.

Ekmen ve benzerlerinin devrimcileri suçlayarak bir yere varamayacaklarını öğrenmelerini beklemiyoruz, ancak riyakarlıklarını göstermekten geri durmamalı. Yine de kibirleri üzerinden eleştirilmek istemiyorlarsa, kendilerini protesto edenleri hem yasadışı örgüt üyesi gibi göstermeye çalışıp hem de hoş gördüklerini beyan etmeyi bırakmalarında hayır var (Ali Babacan’ın ODTÜ öğrencilerinin Twitter Space toplantısında söyledikleri de, arşiv fotoğrafları inceleyen bir emniyet görevlisinin açıklamalarını hatırlatır şekilde “Marksistler eylem yapacaklarmış”a çok yakın cümleler barındırıyor).

 

Bir eylem nelere kadir

ODTÜ öğrencilerinin eylemi DEVA Partisi gibi yapılanmaların ve genel olarak anaakım siyasetin ikiyüzlülüğünü ortaya koymak bakımından çok işlevsel bir nitelik sergiliyor. Bu anaakım özgürlükler alanı tarifine göre üniversite kampüsünde protesto eyleminde bulunabilirsin, ancak “işte Marksist ve farklı isimlerle pankart hazırlayan arkadaşlar” arasındaysan tehlikelisin. Devrimci siyaset güdüyor olabilirsin ama onların tahayyülü dışında toplumsal değişim öngöremezsin.

Bu tavrın, kendisine muhalif olana had bildirme isteğinden neşet eden hale şudur: Haksızsın, üstelik tehlikelisin. Bir şey yapıyorsan, yapabiliyorsan, sana hoşgörülü davrandığımız için, bizim yüce gönüllülüğümüz sayesinde yapıyorsun.

Kısacası, DEVA partisi ve benzeri yapıların muktedir mi liberal-demokrat mı olduklarına karar vermeleri gerekiyor. Kendileri de AKP dönemlerinden muhalifleri nasıl sindirdiklerini hatırlayacaklardır: zehirli bir dille protestocuları yasadışı eylem yapıyor gibi gösterdiklerinde (“herhangi bir yapılanmanın söylemi” gibi en ufak bir imada dahi), o eyleme katılan öğrencilerin üniversite yönetimi tarafından haklarında soruşturma açılmasını ve ilerleyen aylarda davalara maruz kalmalarının yolunu döşüyorlar.

Şöyle bitireyim. “Bırakınız konuşsunlar” çizgisi anayasayı askıya almış bir siyasal kadronun organik parçası olanların geçmişlerine dair hesap vermeden at koşturmalarını meşru kılmaya çalışıyor. “Biz uygun görürsek yapabilirsiniz” hattı karşısındaki devrimciyi muarız olarak değil, ezilmesi gereken düşman olarak görüp, kibir dolu ve ikiyüzlü bir demokrasicilik yayıyor.

Son olarak birkaç ay sonra kimseye haber vermeden (daha önce de yaptığı üzere) Ali Babacan’ın ODTÜ’ye gittiğini ve bazı öğrencilerle fotoğraf çektirdiğini göreceğimiz bilinmeli. Bu görüntüler demokrat olduğunu iddia eden ve aslında halen iktidar uzantısı konumlarını terk edememiş olanlarca ODTÜ’nün fethedildiği imalı mesajlarla birlikte dolaşıma sokulacak. Söz konusu PR çalışması sonrasında hiçbir ODTÜ’lünün “bu partinin gençliğine, heyecanına yorduk” minvalinde açıklama yapacağını sanmıyorum. En az on altı yıl boyunca işledikleri suçlara, ODTÜ öğrencilerinin ve genel olarak üniversite öğrencilerinin maruz kaldığı şiddete ve daha önce parçası oldukları blokun üniversiteleri zapturapt altına almak için kullandıkları yöntemlere ilişkin özür dileyerek siyasal pozisyon değiştirdiklerini beyan etmeyenler ise protestolara maruz kalmaya devam edecekler. İster hoş görsünler, ister aba altından sopa göstermeye devam etsinler.

 

Fotoğraf: “Biber gazı” by A Stel

Siyaset Bilimci, araştırmacı ve çevirmen. Doktorasını ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nde tamamladı. 2013 yılında Türk Sosyal Bilimler Derneği’nin Genç Sosyal Bilimci ödülüne ve Behice Boran Özel Ödülü’ne layık görüldü. York Üniversitesi'nde araştırmalarını sürdürüyor.

Bu içeriği paylaş: