12 Eylül’den itibaren aşındırılmış, AKP dönemi çökertilmiş Devlet’in ‘yeni dönem’i karşılayacak özelliklere sahip olmadığı biliniyor. Bunu ilk ilan eden restorasyoncu büyük burjuvazi oldu. Devletin içinde ya da ona müzahir gruplarda da benzer bir kıpırdanma kısa sürede baş gösterdi.


HAKKI ÖZDAL

Türkiye, bir yılı aşkın süredir yoğun şekilde gündeminde olan Sedat Peker ifşaatının yanında, giderek bu ifşaatla birleşme eğilimi artan ‘ek olaylar’ı konuşuyor hararetle. Türk ordusunun en elit birliklerinden biri olan MAK alayında uzun yıllar komutanlık yapmış Levent Göktaş’ın, uzun yıllar karanlıkta bırakılmış bir politik cinayet soruşturmasında firari duruma düşmesi ve bir süre sonra sosyal medya üzerinden yaşanan hareketlilik; hem güncel gerilim hem de bunun orta ve uzun vadeli olası sonuçları hakkında fikir veren bir gösteriye dönüştü neredeyse.

Hablemitoğlu cinayeti, ama esasen de bu cinayet etrafında kurulduğu, bozulduğu, belki yeniden kurulup yeniden bozulduğu anlaşılan ilişkiler; kaba bir tarihlemeyle sekiz yıldır süren bir devlet ittifakının parçalanmasına dair daha net görüntüler içeren bir sahneye dönüştü.

*

Öncelikle tekrar etmekte yarar var: Türkiye devletinin tarihsel bir anının çatışmasına malzeme edilen bu cinayet, ‘faili meçhul’ olarak adlandırılan diğer tüm devlet kaynaklı cinayetler ve sair şiddet/terör eylemleri gibi, insani bir yıkıma yol açmıştır. Bu yıkımı yakınlarını kaybederek yaşayan, üstüne onlar için giriştikleri bitmek bilmez, daima devletin ‘duvar’larına çarparak başa dönen adalet mücadelelerinde yapayalnız kalan, yorgun düşen insanların, kurbanların yakınları ve sevenlerinin değerlendirmeleri, sezgileri ve duyguları, ahlaken de, nesnel açıdan da önceliklidir. Necip Hablemitoğlu’nun eşi Şengül Hablemitoğlu’nun olayların en sıcak bir anında yazdıkları da bu açıdan önemlidir ve sadece duygu olarak değil, tablonun nesnel bir yanına işaret etmesiyle de dikkate alınmalıdır: “Leş pazarlıklar dönüyor belli ki, leş adamların elinde oyuncak olmuş memleket…” (1)

Leş adamların yürüttüğü leş bir pazarlık… Tam olarak bu. Türkiye’ye egemen olan her nevi güç odaklarının; devletin, sermayenin, siyasal iktidarın, çetelerin, mafyanın, tarikatların, casusların değişen çaprazlamalarla boğaz boğaza ve omuz omuza geldikleri, müttefik ve düşman değiştirdikleri, tekinsiz bir kavga ve pazarlık masası. Yakın tarihimizde benzerlerine tanık olduğumuz gibi. Bir kez daha…

‘Fetocü’, ‘Ergenekoncu’ gibi isimlerle anılan çevrelerin, Ulusalcıların, İslamcıların, MİT’in, Emniyet’in, Ordu’nun, Yargı’nın, ‘sivil’ bürokrasinin başka kesimlerinin, uyuşturucu, silah, altın vs. kaçakçılığıyla iştigal eden grupların hep birlikte endam ettiği bir podyuma dönüşen ‘Hablemitoğlu dosyası’, suçluların ortaya çıkarılarak cezalandırılacağı bir eksenden çok uzakta. Devlete ve iktidara hâkim olmaya ya da hâkim kalmaya çalışan, çatışma halindeki kesimlerin hiçbirinin de hareket noktası bu cinayetin çözülmesi değil. Kendi ‘çözülmeleri’

*

Bu çözülmenin bir kolonu, içerideki ekonomik sorunlardan, başta yüksek enflasyon olmak üzere bu sorunların toplumun büyük bir kesiminin yaşantısında yol açtığı zorluklardan kaynaklanıyor. İşler kötüye gittikçe, mevcut iktidar çevresindeki grupların oluşturduğu asalak birlik daha çok göze batıyor. Ve toplum bu asalaklardan desteğini çektikçe, ödenmesi gerekecek mukadder hesabın büyüklüğü asalaklar birliğinin içinde de ‘başka’ arayışlara yol açıyor. İktidarın siyasal cemiyetinde, bakan, milletvekili, eski/yeni belediye başkanı, ‘gazeteci’, sosyal medya trolü vs. sıfatlarla yer alan kimi kişiler arasında yaşanan aleni kavgalar bunun işaretlerinden biridir. Yeni Şafak gazetesinin İBB’ye bir süre Erdoğan’ın atamasıyla vekâlet eden Mevlüt Uysal hakkındaki ‘yolsuzluk’ iddiası (2), Sanayi Bakanı Mustafa Varank ile Türkiye gazetesi yazarı Fuat Uğur arasındaki –başka iktidar unsurlarının da katıldığı– cüretkâr dalaşma (3), AKP’li siyasetçilerin yüksek özgüvenle gittikleri kentlerde bile halk tepkisiyle karşılaşmaları ve birbirlerine sahip çıkmamaları… Ve nihayet, 15 Temmuz’un 6. Yılı dolayısıyla Saraçhane’de yapılan etkinlikte ortaya çıkan çarpıcı görüntü. Saraçhane Parkı’ndaki cılız ve cansız topluluk, 6 yıl önce Yenikapı’da gösterişli bir kalabalığın şahitliğinde ve darbe girişiminin dehşetiyle tütsülenmiş bir politik ortamda ilan edilen muzaffer ittifakın vardığı durumu da gösteren ikonik bir işaret oldu.

*

Çözülmenin ikinci kolonu, uluslararası gelişmeleri de içerecek şekilde yaşanan yapısal çıkmazlardır.  Türkiye kapitalizminin ve daha geniş ölçekte küresel kapitalist sistemin bunalımı, hem uluslararası ağlardaki hem de tek tek ülkelerdeki statükoları sarsıyor. Erdoğan’ın bir dönem kendi lehine kullandığı boşluklar, Türkiye’nin azade kalamayacağı ve hızla yaygınlaşma eğiliminde olan bir destabilizasyon üretiyor artık. Orada halen fırsatlar bulmaya çalışırken, tehlikelerin büyükleriyle de orada karşılaşıyorlar. Kuzeyde Rusya-Ukrayna (NATO) savaşı, güneyde ve doğuda üç önemli çatışma alanı olarak Suriye, Irak ve İran, batıda barutu tutuşmakta olan Balkanlar… Uluslararası krizler karşısında, 1990’da yazlık terliklerinin üstünde konuşan Özal’ın “1 koyup üç alıcaz” dediği konfora sahip değil; 2000’lerde kendi iktidarına icazet ararken sahip olduğu hareket alanına da. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan sistemin 90’larda Batı bloku lehine sona erdiği kabulü, vaat edilen sürgit kapitalist refahı küresel ölçekte gerçekleştiremediği gibi kapitalist merkez ülkelerde de ortaya çıkan istikrarsızlık işaretleriyle çöküyor. Türkiye’de sermaye ve devletin neredeyse tüm unsurları bu ‘yeni’ dönemi fırsatlar ve riskler çerçevesinde değerlendiriyor ve 12 Eylül’den itibaren peyderpey aşındırılmış, AKP döneminde iyiden iyiye çökertilmiş Devlet’in bu ‘yeni dönem’i karşılayacak özelliklere sahip olmadığı biliniyor. Büyük burjuvazi, ‘restorasyon’ arayışlarıyla, bunu ilk olarak teşhis ve ilan eden güç oldu. Muhalefet blokuna bir süre program istikameti de verdi. Ancak büyük sermayenin, küresel kapitalizmin kendi reorganizasyonuna tamamen tabi durumdaki programı da [bir ucunda TÜSİAD’ın “Geleceği İnşa” adlı stratejik modeli, diğer ucunda resmi muhalefetin “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”i olan bir program] dünya tarihsel gerçekler tarafından hızlıca yıprandı. Sözgelimi “yeşil dönüşüm”, bugünün koşullarında eskisi gibi kısa vadeli bir anlam ifade etmiyor.

Büyük sermayenin yanı sıra devletin içinde ya da ona müzahir olan gruplarda da benzer bir kıpırdanma kısa süre sonra baş gösterdi. Taşıdığı ve temsil ettiği ağlarla birlikte Sedat Peker organizasyonu bunlardan biridir ve kopuşun ne denli sert ve kararlı, bir yandan da ‘organize’ olduğunu göstermesi nedeniyle (de) büyük etki uyandırmıştır.

Bu hareketlilik, bir yandan yakın zamanda ödenmek zorunda kalınacak bir hesabın sorumluluğundan kaçınmak, bir yandan da tüm bu müstakbel fırtınaların ardından da ‘ayakta kalmak’ derdindeki çeşitli gruplara yayılıyor. Birbirleri hakkında çok fazla ‘mahrem’ bilgi ve belgeye sahip oldukları, devletin içinden dışarıya doğru bir ‘veri akışı’ndan yararlanabildikleri anlaşılıyor. Yirmi yıllık büyük parantezdeki altı yıllık iç parantez kabuk kabuk dökülüyor ve yüzey çatladıkça çürük açığa çıkıyor. Başta siyasal iktidar olmak üzere dönemin aktörlerinin kaçamayacağı bir türbülans oluşuyor. Bu büyük zafiyet karşısında egemenlerin en büyük avantajı, örgütlü bir halk ve sınıf hareketi olmadığı gibi kısa vadede oyunu bozacak böyle bir gücün açığa çıkmasının da olanaklı görünmemesi.

Toplumun sahnede olmaması çatışan tarafların stratejilerine de yansıyan bir zemin oluşturuyor. En dikkat çekici olanı, Erdoğan’ın bir yandan tüm bu çatışmaları yok sayan, bunlar hakkında konuşmayan, bir yandan da doğrudan sınıfsal seçiciliklere yaslanan stratejisi… Asgari ücret zamları, istihdamın korunması vurgusu, sosyal konut ‘müjdeleri’ vb. de, hem kendisinin hem başlıca rejim bürokratlarının sermayenin bazı kesimleriyle girdiği söz dalaşı da bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu değerlendirmeyi, çok uzayan bu yazının sonrasına bırakalım…

 

NOTLAR

  1. https://twitter.com/s_hablemitoglu/status/1551317484204072961?s=20&t=3AbPqY4AYckKcqkulOlqaw
  2. https://www.yenisafak.com/gundem/mevlut-uysalin-hukuksuz-isleri-ust-duzey-isimlerin-adini-kullaniyor-3839230
  3. https://www.gazeteduvar.com.tr/medya-politik-varank-ve-ugur-bir-traktor-kavgasi-ve-bes-soru-haber-1575380

Fotoğraf: 15 Temmuz 2022 Programı, Saraçhane (Cumhurbaşkanlığı sitesi arşivi)


 

1975 yılında doğdu. İTÜ Metalurji ve Malzeme Mühendisliği'nden mezun oldu. 1996'dan itibaren, Evrensel Kültür dergisinde, Evrensel, Referans, Radikal ve Gazete Duvar'da editörlük ve yazarlık yaptı. Halen Yeni E dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yapıyor.

Bu içeriği paylaş: