Gabriel García Márquez, dönemin hükümetince M-19 destekçiliğiyle suçlanıyordu. Tutuklanacağını öğrendiğinde ailesiyle birlikte Meksika Büyükelçiliği’ne sığınan ünlü yazar ölünceye dek Meksika’da yaşadı, cenazesi de 2014 yılında Meksiko Şehri’nde gerçekleşti.


SERHAT TUTKAL

Dizinin bir önceki yazısını 1975 yılında bırakmıştım. Bu yazıda 1975-1981 yılları arasındaki gelişmelere odaklanarak kaldığım yerden devam edeceğim. Yazıya dönemin en çok konuşulan gerilla örgütü olan M-19’ye değinerek başlayacağım.

M-19

Dizinin bir önceki yazısında belirttiğim üzere, Simón Bolívar’in kılıcına el koyarak kuruluşunu duyuran M-19 Kolombiya kamuoyu nezdinde dönemin en çok ilgi çeken gerilla örgütü oldu. Örgütün bunu takip eden eylemleri de kamuoyundaki görünürlüğünü artıracaktı. 1976 yılında, işçi sınıfına ihanet etmekle suçlanan sendika lideri José Raquel Mercado’nun kaçırılması ve kaçırıldıktan iki ay sonra, hükümetin M-19’nin Mercado’yu serbest bırakmak için öne sürdüğü şartları reddetmesi üzerine, öldürülmesi bu eylemlerden ilkiydi. 1 Ocak 1979’da tünel kazarak girdikleri Kolombiya ordusunun başkent Bogotá’da bulunan Cantón Norte silah deposunda bulunan beş binden fazla silahın ele geçirilmesi bu eylemlerden bir başkasıydı. Bu olay üzerine M-19’ye yönelik baskıyı artıran Kolombiya hükümeti 646 kişiyi M-19 üyesi oldukları iddiasıyla gözaltına almıştı. Gözaltılar ve devlet baskısı M-19’nin en bilindik eylemlerinden biriyle sonuçlanacaktı: Dominik Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nin basılması.

27 Şubat 1980 tarihinde Dominik Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı şerefine Büyükelçilik’te düzenlenen resepsiyona 16 büyükelçi katılmıştı. Aralarında ABD, İsrail ve Meksika büyükelçileri de bulunan 16 büyükelçinin tamamı etkinliği basan M-19 üyeleri tarafından rehin alındı. Örgüt üyeleri Kolombiya güvenlik güçlerinin bir operasyon girişimi olduğu takdirde her 10 dakikada bir, iki rehineyi öldüreceklerini duyurdular. Büyükelçilerin riske atılması söz konusu olmadığından Kolombiya hükümeti görüşme seçeneğini değerlendirmeye aldı. Etkinlikte bulunan SSCB büyükelçisinin gerilla örgütünün resepsiyonu basmasından kısa süre önce elçilik binasından ayrılmış olması da bir takım söylentilere yol açtı.

Gerilla üyeleri Kolombiya hükümetinden tutuklu bulunan yaklaşık 300 devrimcinin serbest bırakılmasını ve 50 milyon ABD doları ödeme yapılmasını talep etti. Büyükelçilik binasını kontrol eden M-19 üyeleri iyi niyet göstergesi olarak yaralı olan Paraguay konsolos yardımcısını, resepsiyonda bulunan bir çocuğu ve bazı büyükelçilerin eşlerini serbest bıraktı.

Dominik Cumhuriyeti Büyükelçiliği 61 gün boyunca M-19 üyelerinin kontrolünde kaldı. Bu sürede bazı büyükelçiler serbest bırakılırken Uruguay büyükelçisi de elçilik binasından kaçmayı başardı. M-19 üyelerinin talepleri büyük ölçüde kabul edilmedi. Tutuklu bulunan devrimciler serbest bırakılmadıkları gibi M-19 üyelerine 50 milyon ABD doları yerine 3 milyon ABD doları ödeme yapıldı (bu ödemenin büyük kısmının büyükelçisini serbest bıraktırmak isteyen İsrail hükümeti tarafından ödendiği iddia edilmekte). Fakat M-19 üyelerinin Fidel Castro’nun sığınma talebini kabul etmelerine izin verildi. Böylece M-19 üyeleri rehinelerle birlikte Küba’ya giden bir uçağa binebildiler. Rehine olarak tutulan büyükelçiler Küba’ya ulaştıktan sonra serbest bırakıldılar. Her ne kadar M-19 üyeleri amaçlarına ulaşamamış olsalar da 61 gün boyunca çok sayıda büyükelçinin rehin alınması M-19’nin uluslararası tanınırlık kazanmasıyla sonuçlandı.

1981 yılına gelindiğinde çok sayıda Kolombiyalı devrimci M-19 ile ilişkili oldukları iddiasıyla devlet baskısına uğramaktaydı. Bunlardan biri olan Gabriel García Márquez, dönemin hükümetince M-19 destekçiliğiyle suçlanıyordu. Adım adım polis tarafından takip edilen García Márquez, aynı yıl ülkeden kaçarak Meksika’ya sığınmak zorunda kaldı. Tutuklanacağını öğrendiğinde ailesiyle birlikte Meksika Büyükelçiliği’ne sığınan ünlü yazar, ailesiyle birlikte Kolombiya’dan kaçmak zorunda kaldıktan kısa süre sonra İspanya’nın El País gazetesine yazdığı yazıda kendisini “bir kaçak gibi yaşamaya mahkum eden” Kolombiya’ya duyduğu kırgınlığı dile getirmişti. García Márquez 1982 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Ölünceye dek Meksika’da yaşadı, cenazesi de 2014 yılında Meksiko Şehri’nde gerçekleşti. García Márquez kadar tanınır olmayan çok sayıda solcu entelektüel bu dönemde görev alan hükümetler tarafından ülkeyi terk etmeye zorlandı.

FARC

M-19 kadar olmasa da FARC da bu dönemde çeşitli insan kaçırma eylemleri gerçekleştirmişti. 1975 yılında Hollandalı konsolos Eric Leupin’in kaçırılması ve 20 ay boyunca FARC rehinesi olarak tutulması bunun örneklerindendir. Bununla beraber, 1975 yılında FARC’ın düzensiz ve zayıf bir örgüt görünümünde olduğunu belirtmek gerekiyor. 1978 yılındaki 6. Konferans bu durumun değişmesinde çok önemli rol oynamıştır. Konferans öncesinde Kolombiya Savunma Bakanlığı, FARC’ın üye sayısının 802 olduğunu ama bu üyelerin yalnızca 428’inin silah bulabildiğini öne sürüyordu. Savunma Bakanlığı’na göre bu dönemde FARC’ın sekiz cephesi ve şehirlerde bulunan küçük bir grubu mevcuttu. 6. Konferans’ın ardından FARC yeni bir strateji belirledi. Bundan sonra savaş ulusal düzeyde ve daha saldırgan biçimde sürdürülecekti. Bu konferansla birlikte çeşitli köylü özsavunma birliklerinden oluşan bir tür çatı örgütü görünümden çıkan FARC ulusal düzeyde Kolombiya hükümetiyle mücadele eden bir örgüt haline gelecekti. Bu strateji 1982 yılındaki 7. Konferans’ta daha da geliştirildi. 6. ve 7. konferanslarla birlikte FARC ekonomisini merkezileştirdi, silah sayısını artırdı, çok sayıda gerilla eğitim merkezleri oluşturdu.

Nikaragua’da gerçkeleşen Sandinist devrimin başarısı bu süreçte FARC’ın geçirdiği dönüşümü önemli ölçüde etkiledi. Nikaragua’daki gelişmelerden etkilenen FARC, o döneme dek Kolombiya kırsalında kurtarılmış bölgeler oluşturmayı hedefliyordu. 80’lerden itibarense artık başkent Bogotá’da kontrolü ele geçirmeyi hedefleyecekti. Bu dönemde FARC yöneticilerinin başkente hakim olup devrimi ilan ettikten sonra başta SSCB yönetimi olmak üzere diğer sol hükümetler tarafından destekleneceklerini ve bu şekilde, Nikaragua’ya benzer biçimde, ülkenin diğer bölgelerine sığınan karşı devrimci güçlerle başa çıkabileceklerini düşünmekte oldukları anlaşılıyor. Bu çerçevede askeri yapılanmasını genişleten FARC, sonraki yazılarda göreceğimiz üzere, 1991’e gelindiğinde cephe sayısını 8’den 48’e, üye sayısınıysa 800’den 5800’e çıkaracaktı.

ELN

Bugün dünyanın en eski faal gerilla örgütü olan ELN, 70’lerin ikinci yarısında yok olma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Öyle ki 1978 yılına gelindiğinde ELN’nin yalnızca 36 militanı kaldığı belirtilmektedir. Bu tarihten sonra ELN de Nikaragua’daki Sandinist devrimden etkilenerek yeniden yapılanma sürecine girdi. Fakat ELN’nin yeniden belirli bir eylem kapasitesine ulaşması FARC’a kıyasla daha uzun zaman alacaktı.

ADO

Türkiye’de pek bilinmese de 70’li ve 80’li yıllarda Kolombiya’da faal olan çok sayıda küçük gerilla örgütü bulunmaktaydı. İşçi Özsavunması (Autodefensa Obrera – ADO) bu örgütlerden biriydi. 1974 yılında kurulan örgüt 1990 yılında silah bırakacaktı.

İlk kurulduğunda adını zayıflayan ELN’nin karizmatik militanı Camilo Torres’ten alan ADO, Troçkist bir örgüttü. Örgüt Brezilyalı Giomar O’Beale tarafından kurulmuştu. O’Beale, Brezilyalı eski bir şehir gerillasıydı. Askeri darbeden sonra Venezuela’ya kaçmış, Venezuela’da da hapse girmişti. Hapisten kaçıp Kolombiya’ geçen O’Beale Kolombiyalı küçük bir grup işçi ve öğrenciyle ADO’yu kurdu. ELN ile ortak eylemler de düzenleyen ADO faaliyet dönemi boyunca küçük bir örgüt olarak kaldı.

EPL

Maocu bir örgüt olarak kurulan EPL’nin, Mao’nun ölümünün ardından Arnavutluk Emek Partisi’nden etkilenerek Enver Hoca takipçisi bir çizgiyi benimsediği söylenebilir. Bu dönemde EPL içi çatışmalar bir grup militanın 1976’da öldürülen EPL komutanı Pedro León Arboleda’nın adını alan PLA isimli yeni bir örgüt kurmalarıyla sonuçlandı. 1980 yılında yalnızca tek cephesi kalmış olan EPL de dönemin güç kaybeden gerilla örgütlerindendi.

MAS

Kolombiya’da 70’li yıllarda güçlenen uyuşturucu kartelleri gerilla örgütlerinin faaliyetlerinden rahatsızlık duymaktaydı. Toprak ağalarını ve zengin iş insanlarını fidye almak için kaçıran, köylünün topraklarına el koyarak emeğini sömüren toprak ağalarıyla kuruluşundan bu yana mücadele eden gerilla örgütleriyle bu tip nüfuzlu kişilerle genellikle iyi ilişkileri olan uyuşturucu tüccarları arasında yaşanan gerilim 1981 yılında yeni bir paramiliter örgütün kurulmasıyla sonuçlandı. MAS (Muerte a Secuestradores – İnsan Kaçıranlara Ölüm) isimli örgüt Pablo Escobar ve Medellin Karteli tarafından kurulmuştu. Medellin Karteli’nin üyelerinden Ochoa Klanı’na mensup birinin M-19 tarafından kaçırılması üzerine kurulan MAS 200’den fazla uyuşturucu tüccarı tarafından finanse edilmekteydi. 2230 silahlı üyesi olduğu belirtilen MAS’ın kuruluşunda ve faaliyetlerinde CIA’in rolü çeşitli gazeteciler tarafından yazıldı

MAS üyeleri öldürdükleri M-19 üyelerinin cansız bedenlerini ağaçlara asıyor, bu bedenlere “M-19 üyesiyim, insan kaçırıyorum” yazılı kartonlar eşlik ediyordu. İlerleyen yıllarda Kolombiya’da başkan adaylarını dahi öldürecek kadar güçlenecek olan MAS, Gabriel García Márquez’i de tehdit etmişti. 28 Haziran 2022 tarihinde yayımlanan Kolombiya Hakikat Komisyonu nihai raporunun “Bulgular ve Öneriler” cildinde MAS’ın mafya, güvenlik güçleri ve çeşitli ekonomik sektörler arasındaki bir ittifak olduğu belirtilmektedir. 1985 yılında kurulacak olan Yurtsever Birlik’e (Unión Patriótica – UP) yönelik siyasi soykırımın sorumlularından en büyüğü olan MAS’ın faaliyetlerine önümüzdeki yazıda detaylı olarak değineceğim.


RESİM: Fernando Botero, Kolombiya


 

Kolombiya Ulusal Üniversitesi’nde doktora adayı. Kolombiya merkezli Hafıza Süreçleri Ulusal Gözlemevi (Onalme) üyesi. Ankara Üniversitesi Siyaset Bilimi yüksek lisans programı mezunu. Siyasal şiddetin meşrulaştırılması ve gayrimeşrulaştırılması üzerine çalışmalar yürütüyor.

Bu içeriği paylaş: