Karşımızda; Rusya’nın işgalini, “böyle düşünen, düşünmekle kalmayıp her eserinde açık ya da örtük haykıran bu yazar”ın eserinden yapılan uyarlamanın çekimlerini durdurarak protesto eden ve Netflix’te vücut bulan bir zihniyet var.


BİRSEN UYSAL

Ukrayna’ya saldırısı sonrası Rusya’ya uygulanan yaptırımlar, kültür sanata da sıçradı. Netflix, Rusya-Ukrayna savaşını bahane göstererek aralarında Rus yazar Leo Tolstoy’un dünya klasiği romanı Anna Karenina’dan uyarlanacak “Anna K”nın da olduğu dört orijinal yapımıyla ilgili çalışmaları durdurma kararı aldı. Eyleyene ve eylenene baktığımızda şöyle bilgiler çıkıyor karşımıza:

Lev Nikolayeviç Tolstoy 1828’de doğan, 1910’da ölen, yaşamına 16 roman, 52 Öykü, 55 inceleme-araştırma kitabı (sanattan dine pek çok konuda), 51 deneme, 3 oyun, 2 masal sığdıran Rus yazar, filozof. Kimi kaynaklara göre Shakespeare’den sonra tüm dünya dillerinde en çok tercümesi yapılan edebi eserlerin sahibi.

Netflix, 1997’de Kaliforniya’da kurulan Amerikan teknoloji ve medya hizmetleri sağlayıcısı ve yapım şirketi. 2016 yılı itibarı ile Türkiye dahil olmak üzere 130 ülkeye yayılan ve toplam 190’dan fazla ülkede 167 milyondan fazla ücretli üyeliğe sahip aboneliği olan şirketin ana faaliyeti, ücretli aboneliğe dayalı video akış hizmeti vermek.

Küreselleşmenin hakim olduğu gezegende, izleyicisini “zamanın ruhuna uygun, çoğu çabucak tüketilen, iz bırakmayan, sonraya kalmayan film ve diziler”in yanı sıra sayıca az da olsa ayakları yere basan güzellikte kimi yayınlarla buluşturan Netflix özelinde söz etmek istiyorum uygulanan kimi yasaklardan. Zira sinema ve dizi dünyasının Rusya’ya tek protestosu, Netflix’in tavrıyla sınırlı kalmadı. Dünyanın en büyük üç prodüksiyon şirketi Warner Media, Sony Pictures ve Disney de “çok yakında gelecek” duyurusuyla yapılan/yapılacak filmlerini Rusya’da vizyona sokmayacaklarını açıkladı. Bunlara Rusya’yı kınamadığı için orkestra şefi Valeri Gergiev‘in görevden alınması ve Çaykovski’nin eserlerinin engellenmesi eklendi. Bir yanlışı pek çok şirketin yapması onu doğru yapmadı ama.  

Özellikle coronalı zamanlarda ben dahil pek çok kişinin sıkıntılı ev hapsini daha kolay atlatmaya yardımcı olan Netflix’in Tolstoy’un eseriyle ilgili aldığı karar, sınırları aşan eserleriyle başta edebiyat olmak üzere Rus sanatçılarını sağduyudan uzak bir anlayışla yasaklayan bu zihniyet; kendisini palazlandıran sınır tanımaz “küreselleşme”nin içinde ironik sırıtışıyla öylece duruyor. “Sınırlar üstü” sözcüğünü dolaşıma sokan bu süreçten alacaklarını sandıkları güçle “sınırlar” koymaya çalışmak; hem içinden Rus edebiyatı çıkarıldığı zaman güdükleşecek dünya edebiyatına dikkat çekiyor hem de akla hayale gelmeyen biçimleriyle bir silah gibi kullanabildiği reklamın -Rus edebiyatı lehine- en cevvalini yapıyor. Tolstoy da, Dostoyevski de, Gogol ve diğerleri de, bilenlerin gözünde daha da büyürken bilmeyenlerce de bilinir, merak edilir oluyor.

25 yıllık geçmişi olan ve aracı/gösterici ara sıra da yapımcı olmaktan öte gitmeyen şirketin, faaliyetleriyle bir dünyalı sanatçıya -ilk romanını 24 yaşında yazan ve öldüğü 82 yaşına kadar üretkenliğini sürdüren Tolstoy’a- eseri üzerinden tavır alabilme küstahlığı göstermesi, eseri ve sanatçıyı daha merak edilir kılmasının yanında ciddi sosyolojik incelemelerin yapılmasını da gerekli kılıyor. “Tavır aslında Rusya’ya.” deme eblehliği gösterenlerinse özrü kabahatinden büyük. Savaş karşıtlığı yapmak ya da Rusya’yı eleştirmek için bundan daha absürt bir şey yapılamazdı. Çünkü Tolstoy baskı, zorbalık ve savaş karşıtı olan, ezilenden yana tavır alan anarşist bir sanatçıdır.

O, yaşamının büyük bölümünde şiddetin her türüne karşı çıkar ve daha ileri giderek, Lenin’in ifadesiyle, en affedilmez şiddetin devletin sözde meşruiyeti ile kullanılan şiddet olduğunu söyler. Ona göre, devlet tarafından -geleceği tanzim etmek adına- en korkunç ve en zalim şiddet eylemleri işlenmektedir. Bu düşüncelerle eserleri aracılığıyla; kitlelerin tahakküm altında tutulmasına, yoksulluğa itilmesine, köylülerin ve küçük toprak sahiplerinin yıkımına, tecavüze ve riyakarlığa dayanan o günkü kilise ve devlet düzenine, mevcut sosyal yapıya karşı çok ağır eleştiriler yapar. 

Yazar Alexandre Christoyannopoulos da Tolstoy’un Politik Düşüncesi adlı kitabında “Herhangi bir devlet faaliyetine ya da herhangi bir kanuna karşıt görüşte olan insanlar var olduğu sürece, tüm devlet faaliyetleri en nihayetinde yürütülebilmek için şiddete ihtiyaç duyacaktır.” der ve kendi cümlesiyle Tolstoy’un anarşist düşüncelerini şöyle bağlar: Tolstoy, devletin meşru görülen şiddet uygulamaları için yararlandığı ordunun, bu durumda kullanılabilecek en kötü araç olduğunu savunur ve ikiyüzlülüğe dayalı bir eğitim sistemi (askere alınan gençlerden, tanımadığı insanları öldürme emrine itaat etmek üzere, öğrendiklerini ve insan onurunu bir yana bırakmaları istendiği için) içinde işlenen ve temeli cinayet işlemeye dayanan askerlik mesleğinden daha zalim daha haksız bir meslek olamaz, der.

İşte karşımızda; Rusya’nın işgalini, “böyle düşünen, düşünmekle kalmayıp her eserinde açık ya da örtük haykıran bu yazar”ın eserinden yapılan uyarlamanın çekimlerini durdurarak protesto eden ve Netflix’te vücut bulan bir zihniyet var. Bu zihniyete cevabı yine “Şiddet şiddeti doğurur ve şiddetin neden olduğu evrensel yok oluştan kurtulmanın yolu yoktur. Buna tek alternatifi sevginin sonsuz kanunudur diyen Tolstoy’la, onun “İnsan Ne İle Yaşar” adlı eserinin sonuç bölümünde yer alan ve akla Tasavvuf felsefesini getiren cümleleriyle verelim: 

“İnsanın, kendisini düşünerek değil, sevgi ile yaşadığını öğrendim. Ve bütün insanlar da kendilerini düşündüklerinden değil, içlerinde sevgi bulunduğu için hayattalar. Eskiden, tanrının insanlara hayat verdiğini ve yaşamalarını istediğini bilirdim. Şimdi bir şeyi daha öğrendim. Anladım ki, tanrı, insanların ayrı ayrı yaşamalarını istemiyordu ve işte bu yüzden de ‘herkesin kendisi için neye gereksinim duyduğu’ bilgisini gizlemişti onlardan. Tanrı, insanların birlikte yaşamalarını istiyordu ve işte bu yüzden onlara her biri ve herkes için neyin gerekli olduğu bilgisini açıklamıştı. Yine anladım ki, insanlar kendilerini düşünerek hayatta kalabileceklerini sanıyor ve aldanıyorlar. Çünkü insan yalnızca sevgiyle yaşar, her gün sevgiyle insan olur.  Kim sevgi içindeyse, tanrı da içindedir zira tanrı, sevgidir.”


Fotoğraf: CC BY 2.0 


 

BİRSEN UYSAL

Eğitimci, yazar. Lisans eğitimini Ege Üniversitesi Edebiyatı Fakültesi’nde, yüksek lisansını TODAİ’de (“Feminist Dindar Kadınlar” üzerine yaptığı tezle) tamamladı.

Bu içeriği paylaş: