Doç. Dr. Ümit Akçay, Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımların, doların dünya parası olma özelliğini aşındıran yaptırımlar haline gelebileceğini söyledi. Evrensel gazetesine konuşan Akçay, “Yarın Amerika ile başım belaya girebilir” diye düşünen ülkelerin başka yollar denemeye başlayabileceği ve bu dönemin başka para sistemlerinin doğmaya başlayacağı bir dönem olabiliceği yorumunu yaptı. Akçay’ın Evrensel gazetesinden Serpil İlgün‘ün sorularına verdiği yanıtların bir bölümünü aktarıyoruz.


 

Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaşın gerekçelerinin örtüsü kaldırıldığında nasıl bir ekonomik, iktisadi arka plan ortaya çıkıyor?

Bu işgali, Rusya’nın Ukrayna üzerindeki ekonomik çıkarlarıyla bağlantılandırmak mümkün olmayabilir. En azından yakın, güncel bir ekonomik çıkar nedeniyle bu işgalin başladığına dair bir neden göremiyorum ama bu yaşananları bir bağlama oturtmak gerekirse şunu söyleyebilirim. Geçmişte de bu tip dönemler yaşandı. Belirli bir küresel hegemonik gücün gerilemeye başladığı ama onun yerini alabilecek rakip güçlerin de henüz hakim olmadığı dönemlerde bu tür emperyalistler arası rekabetin arttığı dönemler oluyor. Gerçi somut durumda Rusya’nın bu tip bir ülke olduğunu söylemek zor ama askeri ve tabii nükleer kabiliyetinin verdiği güçle boşluklardan istifade etmeye çabalıyor. Biz bunu Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı arasındaki döneme benzetebiliriz. Çünkü o zamanın hakim gücü olan Büyük Britanya gerileme dönemindeydi, onun yarattığı uluslararası güç hiyerarşisindeki boşlukta farklı ülkeler orayı doldurmaya yönelik hamleler içerisindeydi ve bunun sonucunda iki dünya savaşı yaşandı. Şimdiki hegemonik güç olan ABD finansal olarak hâlâ çok güçlü olmasına rağmen üretim alanındaki ağırlık Asya’ya doğru kaymaya başlamış durumda. Yani finansla üretim arasında bir gerilim var. Hakim hegemonik güç ABD gerilemeye başladı ancak, onun yerini dolduracak en yakın aday olan Çin’in, henüz o rolü alabileceği bir durumda da değiliz. Dolayısıyla bir boşluk var. Ben bunu küresel ara rejim olarak adlandırıyorum.

Bu dönemin temel özellikleri neler? Dünyada kapitalist sistem nasıl bir evreye giriyor?

Belirsizliklerin olduğu, hakim paradigmaların yıkıldığı ama onun yerine tek bir paradigmanın hakim olamadığı bir dönem. Para sistemi açısından, hegemonik devlet açısından, iktisat politikaları açsından böyle. Çeşitli alanlarda bunun yansımalarını görebiliriz. Rusya’nın işgal hareketi benzeri bir dönemden geçtiğimizi düşündürtüyor. Daha açık nedenlere baktığımızda Ukrayna üzerinden Rusya ile NATO’nun, yani ABD’nin çekişmesi var, Ukrayna’nın kendi iç siyasetinde yaşanan dalgalanmalar var. Ancak bunların gerisindeki kök nedenlere baktığımızda, 2008 krizi sonrası merkez kapitalist ülkeler açısından krizden çıkış bir türlü sağlanamadı. Bu toparlanma tam sağlanamamışken pandemi geldi. Savaş patlak vermeseydi, 2021 ve 2022’de şu tartışılacaktı; pandemide ortaya çıkan istihdam kaybı nasıl toparlanacak? Ekonomiler büyümeye nasıl geçebilecek ve büyümeye geçen ekonomiler enflasyonla nasıl başa çıkacak? Faiz artışı olursa tekrardan resesyon yaşanır mı? Bu tip sorunlar gündemde olacaktı. Şu anda Rusya savaşıyla hızlanan bir konjonktürü görüyoruz.

Hızlanan şeyler neler?

Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımlar, doların dünya parası olma özelliğini aşındıran yaptırımlar haline gelebilir bir süre sonra. Şöyle bir şeyle karşı karşıya kalıyoruz: Bir yandan aralarında Türkiye’nin de, Rusya’nın da olduğu, parası rezerv para olmayan pek çok ülkeye bugüne kadar şu önerildi; “Eğer paranızın değerini korumak istiyorsanız merkez bankası rezervlerinizin yüksek olması gerekiyor!” Rusya merkez bankasında çok büyük miktarda dolar rezervi olan bir ülkeydi. Ancak bu tip bir savaş durumunda rezervlerin pek bir anlamının kalmadığını görüyoruz. Çünkü bu rezervler işlemlerin doğası gereği başka ülkelerde, başka bankalarda da bulunmak zorunda. Bir savaş durumunda ortaya çıkan ekonomik yaptırımlarla bu rezervlerin dondurulabildiğini gördük. Dolayısıyla gelişmekte olan ülkelere söylenen “Döviz rezervinizi arttırın. Finansal krizlerden bunu yaparak korunabilirsiniz” önerisinin oldukça siyasi bir yönü olduğunu ve bu tip olağanüstü durumlarda bu rezervlere el konulabildiğini gördük. Çin ya da başka ülkeler de bunu görüyor. “Yarın Amerika ile başım belaya girebilir” diye düşünen ülkeler başka yollar denemeye başlayabilir. Dolayısıyla bu dönem başka para sistemlerinin doğmaya başlayacağı bir dönem olabilir. Bu açıdan kendisinden önce var olan eğilimleri hızlandıran bir dönemden geçiyor olabiliriz.

Başka ne gibi sonuçlar ortaya çıkabilir?

Bunu ileride görebileceğiz ancak burada kısa vadede dediğim gibi önceki paradigmaların yıkıldığı, yeninin henüz var olmadığı bir dönem var, o yüzden kaotik aslında. Sağ güçler, faşizm 1930’lardaki gibi yine yükseliyor. 1930’lardan farklı olarak güncel durumda tabloda eksik olan solun yükselmesi. Kriz var, sağ yükseliyor ama buna karşı daha geniş toplum kesimlerinin çıkarlarını savunabilecek, hem barış hareketini üstlenebilecek, hem de toplumsal adaleti sağlayarak bunu demokratikleşme ile birleştirecek bir sol hareketin toplumsal temellerinin oluşmasına ihtiyaç var. Bütün bu olumsuz tabloyu ortadan kaldırabilecek ya da aşılmasını sağlayabilecek şey bu gibi görünüyor. Bunun koşullarının nasıl oluşacağı ile ilgili daha fazla kafa yormamız gerekiyor.

Neredeyse her gün kapsamı genişletilen ekonomik yaptırımların Rusya’yı zorladığı belirtiliyor. Söylendiği gibi Rusya yaptırımların bu kadar yoğunlaşacağını öngöremedi mi ve önlem alabilir miydi?

Bekliyorlardı aslında, çünkü Kırım savaşından sonra ekonomik yaptırımlar zaten başlamıştı. Bu nedenle Rus Merkez Bankası rezervlerini Amerikan tahvillerinden boşaltmaya başlamış, euroya kaydırmıştı. Belki Avrupa’yla bu denli bir sorun yaşanacağını beklemediler, bu nedenle euroya kaydırdılar. Enerji bağımlılığı nedeniyle Avrupa’nın Rusya’ya karşı bu tip ekonomik yaptırım uygulayacağını öngörmemiş olabilirler. Rezerv kaydırma hareketinden bir önlem aldığını görüyoruz ama bütün bir Batı koalisyonu yaptırım uyguladığı zaman oradan kaçış pek mümkün değil.

Rusya batı finans ağlarından çıkarılarak, ekonomik yaptırımlarla durdurulabilir mi?

Yaptırımların amacı Rusya’nın somut olarak işgalini durdurması ve Putin’in ekonomik zorluklar nedeniyle bu işten vazgeçmesi. Ama bunlar askeri operasyonu sonlandırır mı, şüpheliyim. Çünkü, Rusya’nın petrolü var ve askeri operasyonu sürdürmek için gerekli olan şey petrol ve onun için bir döviz harcaması yok. Uzun vadede, savaş uzun sürerse elbette etkilenebilir ama bir ay, üç ay gibi bir vadeden bahsediyorsak, ekonomik yaptırımlar nedeniyle askeri çatışmanın durması yüksek bir beklenti olur.

ABD ve İngiltere, Rusya’dan petrol ve gaz ithalatını durduracağını açıkladı. AB ülkeleri içinde de bu doğrultuda görüşler kuvvetleniyor ve Rus gazını ikame için alternatifler tartışılıyor. AB için bu vazgeçiş yakın dönemde mümkün olabilir mi? Ve Rusya, enerji kartı gücünü yitiriyor mu?

Bu Avrupa’da yoğun olarak tartışılan konulardan biri ama örneğin Alman Sanayicileri Birliği bu tip bir kararın ekonomi için çok yıkıcı olacağını söyledi. Bu ilginç bir gündeme denk geldi, biliyorsunuz Avrupa’da yeşil dönüşüm tartışması AB metinlerine de girdi. Yeşil dönüşümden kastedilen fosil bazlı yakıtların enerji üretimi içerisindeki payının azaltılması. Bugün Almanya’da en temel tartışma Rus gazını ikame edecek alternatif enerji yollarının neler olabileceği üzerine. İsrail tarafından, Ortadoğu’dan yeni bir doğalgaz hattının döşenip döşenmeyeceği konuları da gündeme geliyor. Ama tabii bular uzun vadeli. O nedenle güneş enerjisi yatırımlarının artacağı ama daha da önemlisi tekrardan nükleere dönülüp dönülmeyeceği konusu tartışılmaya başlandı. Örneğin Fransa, enerjisinin büyük kısmını halen nükleerle karşılıyor, Almanya nükleeri azaltma yönünde adım atıyordu ama bunun tersine döneceği yorumları var. Dolayısıyla Avrupa’nın önümüzdeki dönemdeki tek gündemleri muhtemelen Rus gazına bağımlılığı azaltmak olacak. Amerika’nın yaptırımlar konusunda eli rahat çünkü Rusya’yla ticari bağları o kadar yüksek değil ama özellikle Doğu Avrupa ülkelerinin doğalgaza bağımlılığı çok yüksek ve bunun kısa vadede ortadan kalkması mümkün görünmüyor. AB içindeki en önemli karar alıcı ülke olarak Almanya da henüz Rus gazını almama kararı almadı. Dolayısıyla Rusya’nın enerji silahının gücünü yitirdiğini söylemek için erken ama AB, bunun bir silah olmaktan çıkması için elinden geleni yapmaya başlayacak.

Röportajın tamamını Evrensel gazetesinden okuyabilirsiniz…


Fotoğraf: Dominik Meissner www.Orime.de (CC BY-NC-ND 2.0)


 

Bu içeriği paylaş: