Dava tutanaklarına bakarak kopuşun yaşandığını göremeyiz, yarattığı arızayı fark edemeyiz. Bu bakımdan kopuş, yargılamanın bir parçası oluvermiş olmasına karşın yargılamanın parçası sayılmayan bir arızadır. Hem mevcuttur hem namevcuttur.


AYŞEGÜL K. KAYNAR

Foucault, yürüttüğü kopuş stratejisinin Cezayir Bağımsızlık Savaşı ve sömürge karşıtı hareketler bağlamına sıkışıp kalmasıyla ilgili Verges’e şu soruyu yöneltiyor: Kopuş stratejisini bu özel tarihsel konjonktürden çıkarıp genelleştirmek ne anlama gelirdi? Bir siyasi çözüm programı olarak neler içerirdi? Foucault’nun cevap aradığı soru belli ki kopuş davalarında sanık ve yasanın temsilcisi arasında restleşme düzeyine varan karşılaşmayla birlikte hukuk içinde ortaya çıkan muhalefet alanına referansla, hukukun siyaseti dönüştürmek için ne derece kullanılabileceğine dair. Verges’in yanıtı şu şekilde: Kopuş, yargılamanın bünyesini bir baştan öbür başa kateder. Gerçekler ve bir o kadar da eylemleri ortaya çıkaran koşullar ikinci plana düşer; birdenbire ön planda devlet düzeniyle acımasız bir çekişme belirir (1). Christodoulidis için de kopuş savunmasında yüzleşme, (hakimin de parçası olduğu ve iddia makamının temsil ettiği) hukuk formuna bürünmüş devlet egemenliğiyledir ve amaç, hem hukuku kullanarak hem de hukuka karşı koyarak yargılama sürecini daimi olarak rayından çıkarmaktır.

Bu yüzleşme iradesi ve eyleminin hukukun işleyişini sürekli raydan çıkarmasının bir nedeni kopuşun devlet tarafından yetkilendirilmemiş, ona hasım ve alternatif kendinden menkul bir güç olması ise diğeri de bu karşılaşmanın mahkeme salonu ve yargılama için hiç beklenmedik bir şey olmasıdır. Mahkemeler hukuk formunu alan devlet egemenliğine boyun eğmek ve saygı göstermek için tasarlanmıştır; burada direniş ve mücadele öngörülmez ve bunlara karşı çok da hazırlıksızdırlar. Ben de hukuku kullanarak hukuka karşı koyma fikrini düşünürken kopuş davalarını bir nesne olarak ele alacak ve bu nesnenin hareketine odaklanacağım: Kopuş davaları nasıl hareket eder (de hukuk raydan çıkar)? Amacım bu davaları şekil değiştirmesine rağmen formunu koruyan bir nesne olarak yeniden kurmak. Bilen okuyucular için topolojik analiz alanına mütevazi bir giriş. Bu mütevazi girişin farklılığını size, toplum bilimlerinde yaklaşık otuz yıldır yaygın olarak kullanılan ağ tipi mekan/nesne (network space/object) tahayyülünün yetersizliğini kısaca işaret ederek yapabilirim.

Bir nesnenin ağ tipi nesne olarak tahayyülü, farklı ölçekteki unsur ve aktörlerin birbirleriyle nasıl ilişkili olduklarını, etkileşimlerini, ağa heterojenlik katan parçaların dahi nasıl bir arada uyumlu çalıştığını; kısaca bağımlılık ve ilişkiselliği düşünmek için avantajlıdır. Ağ tipi ve bilhassa Gilles Deleuze ve Felix Guattari ile özdeşleşen rizomatik nesnelerin başı ve sonu yoktur; merkezi de tespit edilemez. İktidar bir yerde toplanmamıştır; daha ziyade ağın nasıl yapılandığının bir etkisidir. Belki ağ tipinin temsil edildiği bir kaç modele göz atmak istersiniz.

 

https://www.lboro.ac.uk/microsites/geography/gawc/rb/rb439.html

 

Ancak kopuş davalarını ya da kopma niteliği gösteren olayları (2) ağ tipi nesne olarak yeniden kurmak kritik meseleleri açıklamaya hiç de yetmiyor. Bunun başında yeni bir unsurun doğuşu gelir: Ağ içerisinde tamamen beklenmedik, ağın özellikleriyle uyumsuz, kademeli niceliksel birikim ile de doyurucu bir şekilde açıklanamayan ve hatta tersine, açıkça niteliksel bir sıçrama gösteren bir unsur nasıl patlak verebilir? Bu unsur ağa bağlanmamış olmasına rağmen nasıl sönümlenmez ve var olur? Yeni ve uyumsuzun doğuşu, ağ tipi modelin açıklamakta zorlandığı bir konudur. Bir diğer mesele, ağ tipi nesnelerin aksine, davaların belirli bir iktidar merkezinin olmasıdır. Bu merkez yasanın temsilcisidir. Kopuş eylemi bu merkezin karşısına ikinci bir merkez çıkarır, ama eski merkezi yok etmez.

Son olarak, biz farkında olmadan ağ tipi modellemelerin düşünme kapasitemize getirdiği belkide en büyük engel, sığlaşmadır. Ağlar yatay yayılma hareketi üzerine kuruldukları için bir nesnenin hareket çeşitliliğine dair kelime dağarcıkları kıttır. Bu kıtlık hareketi adlandıracağımız dili kadükleştirdiği gibi ele aldığımız nesnenin farklı hareket biçimlerini görmemizi de engeller. Topolojik yaklaşımın en güzel tarafı, forma zarar vermemek kaydıyla, hiç bir hareket sınırlamasının olmamasıdır. Analiz ettiğimiz nesne geri hareket ediyorsa, titreşiyorsa, zıplıyorsa, ufalanıyorsa, aniden kayboluyor ve başka bir lokasyonda yeniden beliriyorsa; yahut aynı nesne olarak kalarak bir şekilden başka bir şekle deforme oluyorsa (3) bunu gözümüzün önünde canlandırmaya ve dile getirmeye müsade eder. Bu konuyu daha sonra tartışmak üzere burada sonlandırıyor ve belki bir göz atmak istersiniz diyerek topolojik nesnelerin en popülerine aşağıda yer veriyorum.

https://en.wikipedia.org/wiki/File:Mug_and_Torus_morph.gif

 

Gelelim konumuza. Kopuş davalarının şaşırtıcı hareketi, namevcut / mevcut (absent/present) arasındaki salınımdır. İlk olarak kopuşun kendisi bu salınımda var olur. Kopuş diye adlandırdığımız sanık tarafından mahkemenin meşruiyetini reddeden ve iddia makamını itham eden konuşma edimi, çoğu uzun yıllar süren yargılama sürecinin her bir celsesinde, her bir duruşmada ortaya çıkmaz. Sanık ve yasanın temsilcisinin her karşılaşması aynı yüksek gerilim düzeyinde geçmez, her konuşmaları aynı restleşme tonunda olmaz. Kopuş savunması bir infilaka sebep olur, ardından bir durgunluk yaşanır. Sonra ne zaman ve hangi konuda olduğu önceden tespit edilemeyecek bir infilak daha gelir ve onu bir durgunluk daha takip eder. Kopuş bir mevcuttur, bir namevcuttur. İkincisi, kopuş savunması ya da savunmanın ithama kalkışması hukuk düzenince sahiplenilmez, ancak soğurulamaz da. Mahkemeye dâhil olur, oradadır, ama sıra adaletin tecellisine geldiğinde dikkate alınmaz ve yokmuş gibi davranılır. Bu nedenle de dava tutanaklarına bakarak kopuşun yaşandığını göremeyiz, yarattığı arızayı fark edemeyiz. Bu bakımdan kopuş, yargılamanın bir parçası oluvermiş olmasına karşın yargılamanın parçası sayılmayan bir arızadır (4). Hem mevcuttur hem namevcuttur.

Öte yandan kopuş vardır ama yargılama devam da eder. Sanık devletin yargısal egemenliğine itiraz; yasanın temsilcisine adaletin kılıcı değil, hükümetin maaşlı memuru olduğunu söyleyerek ortaklaşa paylaşılan adalet nosyonunu da param parça etmiş olmasına rağmen sanığın yüzüne iddianame okunmaya, deliller sunulmaya, söz alınmaya ve verilmeye devam edilir. Kozağaçlı, DHKP-C’ye üye olduğu gerekçesiyle tutuklanmasına neden olan itirafçının kendi el yazısıyla verdiği ifadede babasına, Gülben Ergen’e ve Tarkan’a da DHKPC’li dediğini söyleyerek mahkemeye sorar: “Beni bu tanığın sözleriyle hapishanede tutmaya devam mı edeceksiniz?” Kozağaçlı doğal olarak yargılamanın gidişatında bir duraklama, bir değişim ya da yasanın temsilcisinde bir tereddüt bekler ama mahkeme o tanığın sözleriyle Kozağaçlı’yı hapishanede tutmaya devam eder. Devlet kurumlarından gelsin belgeler, bilirkişilerden gelsin raporlar, yeniden incelensin ses kayıtları, uzasın celseler ve ertelensin duruşmalar.

Devamlılık sanık yönünden de vardır. Mahkeme hem meşru görülmez hem de yasallık içinde dava sürecinin gereklilikleri yerine getirilmeye devam edilir. Bunu avukat yapar, devamlılığı avukat sağlar. Davalarda namevcut / mevcut salınımında varlık gösteren bir diğer unsurdur avukat. Ele aldığımız Şık ve Kozağaçlı örneklerinde de hep orada olmalarına rağmen onlardan hiç bahsedilmedi ve avukatlar orada yokmuş gibi muamele gördüler. Halbuki avukat topladığı deliller, verdiği dilekçeler ve yaptığı itirazlarlarla davayı sürdürür. Daha önemlisi, kimi davalarda kopuş savunmasını sanık değil, avukat yapar. Bu durumlarda kopuşu gerçekleştiren tutum da avukatın tutumudur. Avukat davayı daha da politikleştirir, daha da radikalleştirir. Verges de kopuş savunması yaparken, kopuş ve devamlılık arasındaki dengeyi tecrübe sahibi oldukça tutturabilmiştir. Mesleğinin başlarında yaptığı savunmaların sertliği davalardan men edilmesine neden olduğu ve davayı kendisi açısından sonlandırdığı için ilerleyen yıllarda konuşma uslubunu yumuşatmıştır. Kısaca, hukuk içinde kalarak hukuku raydan çıkarma fikrini geliştirirken işaret edilmesi gereken aktörlerden biri avukattır.

Şimdi bakınız; gördüğümüzü reddetmeyeceksek eğer karşımızdaki, koparak devamlılığını sürdüren bir nesnedir.  Kopuş savunması, devamsızlık yoluyla davanın bir parçası olmaya devam eder. Yıkıcı ve yaratıcıdır; arada sırada vuku bulan tahmin edilemez mevcudiyetiyle bütünden uzağa bir sıçramadır, aynı bir kıvılcım gibi. Alev mekan/nesne metaforunu kullanacak olursak kopuş hareketi, alevden ayrılan kıvılcımın yarattığı dans edermişcesine bir örüntüdür. Bir parlar, bir söner. Alev de kendinden kopan kıvılcımlarla yanmaya devam eder (5).

Son bahis. Kıvılcım alevden uzakta kendini alevin bir parçası olarak nasıl kurar ya da savunma, davayı tanımayarak davaya nasıl müdahil olur ya da hukuk raydan çıkarken hukuki araçlar çalışmaya nasıl devam eder? (6) Savunma, itham eder ve mahkemeyi yargılarken kendini iddia makamının tezi karşısında anti-tez olarak kurmaz; daha ziyade iddianamenin tezine karşı zıt bir ikinci tez olarak koyar. Bu durum ortaya, sentezlenemeyen iki antagonist tez, iki iddia makamı, iki merkez çıkarır; biri alevin, diğeri kıvılcımın merkezi. Bu ikinci merkez çevresinde tüm yargılama yeniden örülür, kartlar yeniden dağılır, taşlar eski yerlerinden kalkar, yeni yerlerine oturur.

Kopma,  yerinden etme ve yeniden yerleştirmenin yaratıcı eylemidir. Yargılamaya dahil olan iddia, söylem, aktör ve benzeri unsurların yargılama içindeki yerleri değişir. Aktörler birbirlerine karşı yeniden konumlanır, eskiden birbirlerine uzak ve ilgisiz olan olgular yakınlaşır, ilişkiye geçer. Cumhuriyet Gazetesi Davası’nda Ahmet Şık’ın savunmasıyla birlikte FETÖ artık sanığın değil, davacının ilişki içinde bulunduğu bir örgüt olarak yargılamaya yeniden dahil olur. Daha önce birbirlerinden uzak duran mahkeme heyeti ve Fetullah Gülen Cemaati’nin karşılıklı konumları yeniden belirlenir. Cumhuriyet Gazetesi yönetimi ve şaibeli seçimler davanın merkezinden uzaklaşır ve asıl tartışma, basın özgürlüğü ve hükümetin medya tekeli konularına kayar. Velhasıl, kıvılcımın merkezi etrafında yargılamanın unsurları yeni bir kompozisyonda düzenlenir, yeniden konfigüre edilir. Öyle ki FETÖ’nün tikel sorumluluğu, FETÖ ve hükümetin ortak sorumluluğuna; Şık’ın yaşadığı bireysel haksızlık, tüm muhalif basının yaşadığı genel haksızlık ve baskıya, Cumhuriyet Gazetesi Davası yargısal bir pratikten, siyasi ve yönetimsel bir pratiğe dönüşür. Sanık, içinde yer aldığı davanın olgusal, söylemsel ve normatif referans alanını yeniden anlamlandırmış ve kamuoyuna yeni bir gerçeklik sunmuştur.

Topolojik düşünmeye kopuş davalarıyla başlamak ve bu davaları ateş nesne/mekan olarak tahayyülümüzde yeniden kurmak zordu. Zira alışkanlık ve reflekslerimizi bir kenara bırakıp kopma ve devamlılığı bir arada düşünmek gerekti. Ama neticede beklenmedik, yeni ve uyumsuz gelişmeleri uyumlaştırmaya çalışmadan ya da göz ardı etmeden kapsam içinde tutan bir analiz yapmamıza imkan sağladı. Günümüz dünyasında toplumsal olayların çeşitliliği ve değişim hızı karşısında bize bir hareket analizi sunmayan yorumlar oldukça kifayetsiz kalıyor. O halde bir sonraki, bir sonraki olmasa da iki sonraki yazı hareketi incelemenin zaruriyeti üzerine olsun.

 

REFERANSLAR

(1) Emilios Christodoulidis (2009) “Strategies of Rupture”, Law Critique 20, s. 3

(2) Mesela 2016 yılında 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece Türk Silahlı Kuvvetleri’nin darbe girişiminin başarısız olması.

(3) Mesela Türkiye’de Cumhuriyet, Cumhuriyet olarak kalarak, kendisine şekil veren dinamikler değiştikçe askeri otokrasiden sivil otokrasiye reforme olup duruyor olabilir.

(4) Yapı, sistem ya da durum tarafından tanınmayan ve onda temsil edilmeyen; başka bir anlatımla “sayma” işlemi sonucunda orda olmasına rağmen sayılmayan unsurlar Alan Badiou ve Jacques Ranciere tarafından yorumlanmıştır. Badiou sayılmayanı Olay olarak adlandırıp durumda açılmış bir boşluk olarak düşünürken, Ranciere için ise sayılmayan bir fazlalıktır, artıktır.

(5) Kopuş savunmalarının daha önce dile getirdiğimiz sınıfsal karakterini düşündüğümüzde sosyalizmin hayalimizde kızıl renk, ateş ve yanma fiiliyle özdeşleşmiş olmasıyla da belki hoş bir tesadüftür.

(6) Benzer sorular siyaset biliminin meşhur tartışması kurucu iktidar için de geçerli değil midir? Belki kurucu iktidar fikrine de topolojik bir nesne olarak yaklaşmak daha önceden göremediğimiz unsurları görmemize yardımcı olur.


Grafik:  Mobius şeridi [Kaynak]

Ayşegül K. Kaynar

Siyaset bilimi doktorudur. Çağdaş Türkiye siyaseti, hukuk devleti ve asker-sivil ilişkileri üzerine yayınları bulunmaktadır. Çalışmalarına Humboldt Universität zu Berlin’de devam etmektedir.

Bu içeriği paylaş: