Yeni bir uluslararası para sistemi mi ortaya çıkıyor? ABD Dolarının küresel egemenliği zayıflıyor mu? Rusya-Ukrayna savaşı, enerji krizi ve küresel enflasyon arka planında yoğunlaşan bu tartışmada öne çıkan sorulara cevap aradığımız bu yazıyı 2022 yılı Mayıs ayı sonuna doğru tamamlamıştık. Tartışma sürerken Mavi Defter okuyucularıyla paylaşmayı uygun gördük. 

 

ÜMİT AKÇAY – ALİ RIZA GÜNGEN

 

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimini takiben 2022 yılı Şubat ayı sonundan itibaren küresel piyasalarda çalkantılı bir dönem başladı. Pandemi sonrası toparlanma sırasındaki ekonomik faaliyete dair beklentiler hızla değişti ve küresel tedarik zincirlerindeki aksamalar kaynaklı fiyat dalgalanmaları ile Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle bazı ürünlere erişememe kaynaklı fiyat artışları birbirlerine geçmeye başladı. Petrol fiyatlarındaki hızlı tırmanış, fosil yakıta dayalı 21. yüzyıl kapitalizminde gübre sektöründen, petrokimya ürünlerine kadar birçok alanı etkiledi. Küresel Kuzey’deki Merkez bankalarının daha sıkı bir para politikası izleme kararlarını öne çekti.

Bu hengâme sırasında mart ayı sonunda yoğunlaşan ve çeşitli finansal yayın mecralarında açık bir tartışmaya dönüşen konu yeni bir uluslararası para sisteminin nüvelerinin görülüp görülmediğiydi. Zaman zaman kurgusal öngörülere dayansa ve ABD’nin finansal altyapıdaki gücünü görmezden gelse de bu tartışma aynı zamanda küresel finansal piyasalarda ABD doları (buradan sonra dolar) hakimiyetinin ne zaman sonlanacağına dair on yıllardır aralıklarla gündeme gelen soruyu yeniden öne çıkarmaktaydı.

Bu kısa değerlendirmede Rusya’ya yönelik yaptırımlar ve pandemi sonrası toparlanma sürecinin neden bu soruyu öne çıkarttığını, yeni uluslararası para sistemi ile ne kastedildiğini ve nasıl bir değişim gerçekleştiğini/gerçekleşebileceğini ele alacağız. Sırasıyla inceleyeceğimiz bu alanlar sonrasında da dolar hakimiyetinin oldukça sınırlı bir şekilde aşındığını göstererek 20. yüzyılın başı ve İki Dünya Savaşı arasındakine benzerlikler barındıran, bir para biriminin daha önde olduğu fakat çok sayıda rezerv paranın dolaşımda yer aldığı ve finansal birikimi korumak için tercih edildiği bir uluslararası para düzen(sizliğ)inin 21. yüzyılın ortasında deneyimlenmesinin ihtimaller arasında en güçlü konumda yer aldığını açıklayacağız.

 

Rusya’ya yönelik yaptırımlar ve uluslararası yansımaları

2022 yılı Şubat ayı sonunda ve Mart ayındaki yaptırımlar Rusya Devlet Başkanı Putin’in yakın çevresindeki oligarkları hedef alırken, Rusya’nın bazı bankalarını (bir kalkınma kurumu haline dönüştürülmüş VEB ve Promsvyazbank) ve iştiraklerini ABD finansal sisteminde işlem yapamaz hale getirdi. Bazı finansal kuruluşların SWIFT sistemi dışına çıkarılmasıyla devam eden yaptırımlar 1 Mart’tan itibaren Rusya’nın yeni çıkarttığı tahvillerin ABD menşeli kurumlarca ikincil piyasalarda alınıp satılamayacağı kararıyla devam etti.

Rusya’nın 600 milyar doları aşan Merkez Bankası rezervlerinin dondurulmasına ve ABD öncülüğündeki yaptırımlara Birleşik Krallık’ın katılmasına karşın Rusya’nın enerji ihracatı kaynaklı avantajı ve çok sayıda küresel Güney ülkesinin ABD öncülüğündeki yaptırım kervanına katılmayışı ortaya karmaşık bir resim çıkardı.

Rusya’nın Merkez Bankası rezervlerinin dondurulması kadar bini aşkın firmanın peyderpey Rusya’da faaliyetlerini askıya alması, işgal girişiminin ardından üç haftalık bir süre zarfında Rus Rublesi’nin (bundan sonra ruble) diğer para birimleri karşısında yüzde 30 civarında değer kaybına yol açtı. Kısaca değindiğimiz yaptırımlar örneğin ilerleyen haftalarda ABD’deki finansal kuruluşlardaki hesapları üzerinden Rusya’nın borç ödemelerinin engellenmesi gibi adımlarla pekiştirildi. Ancak sermaye kontrolleri uygulamaya başlayan ve ülke dışına dolar çıkışını fiilen engelleyen Rusya, ihracat gelirlerinin yüzde 80’inin Merkez Bankasına satılması kararı ile rublenin tekrar değer kazanmasını sağladı. Ruble Nisan ayı sonunda eski seviyelere yükselirken, Rusya’nın karşı önlemleri yaptırımların ülkenin finansal sisteminde bir paniğe yol açmasına engel oldu.

Borç ödemeleri bakımından da benzer bir resim tespit edilebilir. 2014 sonrasındaki yaptırımlar nedeniyle yabancıların Rusya tahvil piyasasındaki payı oldukça azalmış bulunuyordu. Savaşın uzaması Rusya’nın temerrüde düşme ihtimalini artırsa da, borç piyasalarında büyük bir çalkantı Mayıs ayı başına kadar yaşanmadı.

Enerjide Rusya’ya bağımlı bulunan Avrupa ülkeleri ancak 2030 itibarıyla Rusya’dan enerji alımını sonlandırabileceklerini hesapladılar. Ancak savaşın şiddeti ve Rusya’ya sağlanan avantaj nedeniyle acil durum planları devreye girdi ve çok sayıda ülkenin 2023 yılında Rusya’dan ham petrol alımını durdurması bekleniyor. Bu sırada Rusya doğalgaz ve petrol ihracatı nedeniyle yıl boyunca günde 900 milyon dolar civarında gelir elde etmeye devam ediyor ve 2022 yılında 21. yüzyılın en büyük cari fazlasını vermesi işten değil.

Kısacası yaptırımlar Rusya’yı durduracak bir etki yaratmadılar. ABD, Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği ülkelerinin Rusya’ya karşı ilan ettikleri ‘ekonomik savaş’ın rublenin hızla değersizleşmesi, enflasyonun patlaması ve bankalara hücumu tetikleyerek Putin yönetimini işgali sonlandırmaya zorlayacak bir boyuta ulaşması gibi bir senaryo hayata geçmedi. Buna rağmen 2022’de Rus ekonomisinde bir daralma yaşanması yüksek olasılık. Rusya’daki ekonomi yönetimi buna karşı sermaye kontrollerinin yanında ülkeden çıkan yabancı sermaye yatırımlarını ikame etme hedefiyle sanayi altyapısını yeniden canlandırmayı gündemine aldı. Bu önlemlerin yanında Çin ve Hindistan’la imtiyazlı ticari anlaşmalara yönelerek yaptırımların etkisini hafifletmeye çalıştı, tahıl ürünlerinin de dahil olduğu 200 ürüne ihracat yasağı getirerek ‘ekonomik savaşı’ göğüslemeye soyundu.

 

Başta Çin olmak üzere çok sayıda küresel Güney ülkesi, savaş sırasında ABD öncülüğündeki blokun tercih ettiği adımları atmadılar. Küresel planda büyük bir çalkantı olarak tasvir edilmeyi hak eden bu dönemde Rusya, Güney’le ticari ilişkilerini derinleştirmeye ve Çin’le stratejik ortaklığı sağlamlaştırmaya yöneldi. ABD ise Rusya’nın işgal girişimini sadece Rusya’yı püskürtmek için değil, aynı zamanda Atlantik blokunun çizdiği rotayı silmeye kalkacaklara ibret oluşturacak bir çöküş ve izolasyon planını hayata geçirmek için kullanma isteğini açık etti. Bir başka ifadeyle ekonomik savaşın doğrudan hedefi Rusya, ancak ABD planlarına köstek olabilecek ülkeler ve en başta Çin ABD’nin menzilinde yer alıyorlar.

 

Bretton Woods, bir, iki ve üç

Rusya merkez bankasının rezervlerinin dondurulması 20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başında küresel Güney ülkeleri için öncelikli bir yönelime dönüştürülmüş bulunan rezerv birikimi stratejisine büyük bir darbe indirme potansiyeli barındırıyor. Özellikle 1990’lardaki Asya Krizi sırasında ani sermaye çıkışlarının büyük ekonomik çöküşlere neden olduğunun görülmesi üzerine, başta Uluslararası Para Fonu (IMF) olmak üzere pek çok kurum küresel Güney ülkelerine rezerv biriktirmelerini önerdiler. Ancak biriktirilen rezervlerin kullanımı, ABD ya da bazı küresel Kuzey ülkelerinin onayına tabi ise, bu, rezerv biriktirmek her türden ani sermaye çıkışları altında bir güvenlik aracı olarak işlev görmeyecek anlamına geliyor. ABD ya da Batı sistemiyle bir nedenden dolayı jeostratejik gerginlikler yaşayan ülkeler için rezervlerin herhangi bir güvenlik şemsiyesi sağlamadığı görülüyor.

Aynı şekilde 1990’lar ve 2000’lerde fiili olarak ortaya çıkmış devlet borçları yönetişim çerçevesi bakımından da ayrıksı bir durum oluşmuş bulunuyor. Rezervleri bulunan ya da ABD finansal kuruluşlarındaki hesaplarında dolarları bulunan bir ülkenin borç ödemelerini bu hesapları kullanarak gerçekleştirmesi engellenebiliyorsa, borç sözleşmelerinde ABD ya da Birleşik Krallık hukuk sistemlerinin etkili olması kreditörler açısından bir güvence sağlamıyor anlamına gelecektir. Bu nedenle ülkeler arası uluslararası gerginliklerin ve küresel politik konumlanışların ülke risk primlerine ve yatırım stratejilerine önceki yıllara nazaran daha fazla yedirilmesi gerekiyor. Küresel Güney ülkelerinin enformel borç yönetişim sistemine uymalarının ötesinde ABD merkezli blokun küresel politik önceliklerine uygun davranmaya zorlanmak istemesinin yaratacağı çalkantıların tam olarak tartışılması ise yakında gündeme tekrar gelecek olan devlet borç krizleri sırasında mümkün olacak.

Savaş, rezerv birikimi stratejilerine etki eder, borç yönetimi çerçevesini tekrar sorgulatırken, bazı gözlemciler yeni bir uluslararası para sisteminin ortaya çıkmasına varacak işaretlerin yoğunlaştığına dikkat çektiler. Geçmişte gölge bankacılık sistemi hakkındaki çalışmalarıyla ses getiren Credit Suisse analisti Zoltan Pozsar’ın yazdıkları başta olmak üzere 2022 yılı baharında küresel finansal sistemin geleceği üzerine çok sayıda yeni görüş kaleme alındı.[1]

Pozsar’ın analizinin temel noktaları şunlar: Emtia fiyatlarında oynaklıklar gözlemlenirken Merkez Bankalarının emtia ticareti yapanlara güvence sunması istikrar sağlayıcı bir müdahale olabilir. Buna göre emtia fiyatlarında istikrar sağlanması enflasyonun kontrol altına alınması için elzem. Arz sorunlarını takiben emtia ticareti yapanların yaşadıkları likidite sorununun aşılması için ayrıca Merkez Bankalarının emtiaları teminat olarak kabul ettiği bir düzleme geçiş gerekli. Pozsar, Merkez Bankalarının daha aktif olarak kullanılmasının, örneğin bir emtia acil alım programına uzanabileceği ve bu tarz bir teminat ile emtia üreticilerinin riskinin toplumsallaştırılmasının sağlayacağı istikrar ortamının yeni bir uluslararası para sisteminin temelini oluşturacak nüveyi barındırdığını belirtiyor. Ancak bu tarz bir Merkez Bankası müdahaleciliği, ulus devletlerin ticari hatları güvence altına aldığı, koruma sunduğu ve emtia üretim ve ticaretini örgütleyici rol üstlenmekten geri durmamasını da gerektirecektir.

Bu yeni muhtemel ve şu an için olgunlaşmamış yönelimin popülerleşen adı Bretton Woods III olarak telaffuz edildi. Hatırlamak gerekirse Bretton Woods (BW) sistemi 1944-71 arasında sürdürülmeye çalışılan bir altın-dolar standardı olarak ABD’nin doların altın karşılığını güvence altına aldığı bir uluslararası para sistemiydi. ABD ekonomisindeki dönüşüm ve offshore dolar piyasasının oluşması gibi etkenlerle sürdürülemez hale gelen BW sistemi geçen on yıllar zarfında yerini Birleşik Devletler tahvillerinin (ya da sağlam para olarak adlandırılan para birimleri cinsi çıkartılmış finansal araçların) esas güvence sağlayan araçları oluşturduğu, küresel ticaretin yarıdan fazlasının dolar cinsi sürdüğü bir uluslararası ortama bıraktı. Dolayısıyla 21. yüzyıl başında bazı mecralarda kullanıldığı biçimiyle BW-II, daha ziyade BW sonrası döneme ve doların küresel sistemdeki anahtar konumuna işaret ediyordu.

Yüzyıl dönümünde uluslararası para sisteminde reform girişimlerinin ve işbirliği çağrılarının adı olarak da kullanılan BW-II terimi, aynı zamanda Asya ülkelerinin para birimlerini görece değersiz tutup, rekabetçi bir avantajla küresel sisteme eklemlenmeleri stratejisini tasvir için de kullanıldı. Bu strateji ise ABD tahvilleri ve dolar cinsi araçların en çok rağbet gören menkul kıymetler olmaya devam etmelerini güvence altına alıyordu. Kısacası BW-II, daha ziyade dolar egemenliğinin biçim değiştirerek sürdüğüne ve kendisini yeniden üretebildiğine ve fakat bunun üretken sermayenin uluslararasılaşması ve Çin merkezli sermaye devrelerinin genişlemesi ile birlikte yol aldığına işaret etti.

2022 yılında BW-III olarak göndermede bulunulan muhtemel dönüşüm ise dolar hakimiyetinin sona erdiği, aktif ulus devletlerin, zaman zaman devlet kapitalizmi olarak tasvir edilen müdahale yöntemleri ile istikrar sağladığı ve küresel kapitalizmin genişleyerek yeniden üretimi için riskleri toplumsallaştırdığı bir ilişkiler toplamı ve mekanizmalar inşasına atıfta bulunuyor.



BW-III önerisi sadece teorik bir egzersiz olarak kalmadı. Mart ayı boyunca emtia ticaret birlikleri önce Fed’in, ardından Avrupa Birliği Merkez Bankası’nın kapısını çaldılar. Ancak beklendiği gibi olumlu yanıt almadılar. Burada merkez bankaları açısından bir açmaz söz konusu. Bir yandan, emtia ticaretinin yaratabileceği sorunlar, finansal sistemi tehdit edebilir. Tedarik zincirlerindeki tıkanıklıklar ve savaş ortamı nedeniyle artan fiyatlar, emtia tüccarlarının operasyonlarında kullandıkları paranın hacim olarak da artmasını gerektiriyor. Bir örnek vermek gerekirse petrol 50 dolarken Rusya’dan Hindistan’a petrol sevkiyatı için gerekli olan operasyonun maliyeti ile 100 dolarken karşılaşılan maliyet oldukça farklı. Fiyat farkının yanında teslimat süresinin uzaması daha önemli bir etken. Zira teslimat süresi için gerekli olan sigortalama maliyetlerinin artması söz konusu. Normalde emtia ticareti yapanlar bu harcamaları kendileri karşılamıyor ve banka kredisi kullanıyorlar. Bu nedenlerle değindiğimiz petrol fiyatı farkı ve bunun yarattığı maliyet farkı tedarik zincirlerinin iç içe geçmişliği nedeniyle katlanarak artan bir likidite ihtiyacı yaratabiliyor. Mevcut koşullarda emtia ticaretini finanse etmek için gerekli olan kredi miktarının iki katından fazla arttığı tahmin ediliyor. Genellikle Avrupa bankacılık sisteminde yoğunlaşan kredi büyüklüğünün artması, borçların geri ödenememesi durumunda bankacılık sistemini tehdit edebilecek seviyelere ulaşabilir.

Bu nedenlerle nisan ve mayıs aylarında daha ziyade yüksek enflasyon oranları ve küresel Kuzey’de atılan finansal sıkılaşma adımları ile gündeme gelen maliyet artışları, yarattıkları kredi genişlemesi ve belirsizlik nedeniyle küresel finansal sistem açısından da bir risk teşkil ediyorlar.

Diğer yandan bu risk nedeniyle oluşturulabilecek bir acil destek hattı oluşturulması, Pozsar’ın tartışmasını dikkate alırsak merkez bankalarının müdahale tarzlarını değiştirmeleri ve emtiaları teminat kabul etmeleri oldukça güç. Çünkü, bu tarz bir aktivizm merkez bankalarının, ülkelerin kendi egemenlik alanında olmayan firmaların operasyonlarını kurtarmak için de devreye sokulması anlamına geliyor ve getirebileceği istikrar kadar riskli bir hamleye de işaret ediyor.

Üstelik sorun bununla sınırlı değil. Bir merkez bankası bahsettiğimiz tarzda riski üstlenip, emtia üreticileri için bir destek hattı oluştursa dahi, mevcut durumda bu emtiaların hareketini garantilemiyor. Söz konusu müdahale tarzı, esasında emtia dolaşımı alanındaki sorunların finansal sisteme yansımalarını hafifletecek bir aktivizme işaret ediyor. Emtia ticaretindeki aksaklıkların geride bırakılması ise kısa vadede mümkün görünmüyor. Hem jeopolitik gerilimlerin tırmanması ve kaynak milliyetçiliğinin öngörülemez aksamalara yol açıyor olması nedeniyle, hem de tedarik zincirlerindeki yeniden yapılanmanın daha başında bulunmamız nedeniyle kısa vadede belirsizliklerin devam etmesi bekleniyor. Yaşananların doğrudan sonucu ise enflasyonun küresel olarak artışı biçiminde billurlaşıyor.

Dolar kapanı ve gidişat

Emtia ticaretindeki aksaklıklardan kaynaklanan sorunların çözülme yönteminin yeni bir uluslararası para sistemine dönüşüp dönüşmeyeceği konusu, sadece parasal düzenlemelerle ilgili değil. Bu tip bir dönüşüm için dünya ekonomisinde bazı yapısal değişimlerin yaşanması da gerekiyor. BW-II olarak zaman zaman tasvir edilmiş mevcut mekanizmalar içinde dünya ekonomisi, ABD’nin yüksek cari açıklar vermesi ve bu sayede dünyaya dolar likiditesi sağlanması, bunun karşılığında Avrupa ve özellikle de Japonya ile Çin ve diğer bazı Asya ekonomilerinin cari fazla vermesine dayanıyor. Ayrıca, cari fazla veren ülkeler varlıklarını en güvenilir yatırım araçlarında değerlendirmek istediklerinden, bu ülkelerdeki çeşitli aktörler genellikle dolar cinsi menkul kıymetler ve ABD Hazine Bonosu satın alıyorlar. Bir başka ifadeyle ABD’ye karşı cari fazla veren ülkeler, bu fazlayı götürüp yeniden ABD piyasalarında değerlendiriyorlar. Bu nedenlerle BW-II’nin dünya genelinde büyüme modellerindeki farklılaşmanın üzerinde yükseldiğini ve ABD’nin uluslararası arenada zayıflayan hegemonyasını tartışmak için kullanılan bazı ekonomik göstergelerin ve ilişkiler ağının dolar hakimiyetini yeniden üretmekte işlevsel olduğunu hatırlamak gerekiyor.

İhracat-çekişli büyüme ile iç talep olanaklarını kullanarak büyüme olarak özetlenebilecek iki ayrı modelin, sırasıyla Çin ve Almanya ile ABD ve Birleşik Krallığın modellerini temsil ettiği ifade edilebilir. BW-II’nin üzerinde yükseldiği bu küresel iş bölümünde 2008 krizinden sonra ilginç bir değişim deneyimlendi. Çin ve Almanya ihracat-çekişli büyüme rejimlerini sürdürmelerine rağmen, söz konusu iki ülkede de net ihracatın büyümeye katkısı kademeli olarak azalmaya başladı. Bu elbette tesadüfi bir gelişme değil. Küresel büyümenin zayıfladığı ve ABD’nin bir türlü canlı büyüme evresine geçemediği bir ortamda diğer ülkelerin ekonomik büyüme için ihracata bağımlı olması, giderek daha büyük bir sorun haline gelmeye başladı. Bu değişime 2008 krizinin etkilerini de eklediğimizde, özellikle Çin’in ekonomik büyümesinde iç pazar olanaklarını daha fazla kullanmak istemesi anlaşılır duruyor.

Bir para biriminin uluslararasılaşması beraberinde bazı maliyetler getiriyor. Kısaca değindiğimiz ve büyüme modelleri bakımından görülen bu iş bölümü ilerleyen yıllarda Çin’in yavaş yavaş cari açık veren bir ekonomiye dönüştüğü yeni bir düzene yerini bırakabilir. Bu değişim Çin Yuanı’nın (bundan sonra yuan) son derece ağır seyreden uluslararasılaşmasını hızlandırabilir. Ancak bu tarz bir dönüşüm Çin’deki sermaye kontrollerinin gevşemesine olduğu kadar menziline Çin’i yerleştirmiş ABD’nin planlarının da akamete uğramasına bağlı olarak gerçekleşecektir.

 

Çin Merkez Bankası’nın seçenekleri

21. yüzyılda aralıklarla gündeme gelen tartışmalara karşın doların küresel hakimiyeti aşınarak da olsa sürüyor. ABD doları halen uluslararası ödemelerde en fazla tercih edilen para birimi konumunu koruyor. 21. yüzyılda merkez bankalarının rezervlerini tuttukları para birimlerinde çeşitlenme göze çarpsa da, merkez bankalarının rezervlerinin yaklaşık yüzde 60’ı halen dolar cinsi olarak tutuluyor. Ancak yukarıda özetlediğimiz gelişmeler bu sürecin sonuna yaklaşmakta olduğumuzu işaret ediyor olabilir. Yazının başında değindiğimiz savaş ortamı ve BW-III tartışmasına dönerek şu ana kadar dağınık halde duran ipuçlarını birbirine bağlayabiliriz. Zoltan Pozsar emtia ticaretinde yaşanan sorunların finansal sistemi tehdit etmeyi sürdüreceğini ve küresel enflasyonun esas kaynağının bu olduğunu ileri sürüyor ve ekliyor: Eğer Batılı merkez bankaları emtia ticaretini yapanlar için bir kurtarma planı hazırlamazsa, Çin merkez bankası bunu yapabilir.

Bunun anlamı kurtarma operasyonu sonucunda Çin’in daha ucuz emtiaya kavuşmasıdır. Buradaki kritik husus Çin merkez bankasının yeni bir güvenceler sistemi oluşturmaya dolar cinsi menkul kıymetleri (ABD Hazine kağıtlarını) elinden çıkartarak mı, yoksa Çin usulü bir miktarsal genişlemeye giderek mi yapacağıdır. İlki küçük bir finansal kıyamet yaratacak ve çok sayıda merkez bankasını da harekete geçmeye zorlayacak bir seçenek. İkinci seçenek ise genişlemenin nasıl gerçekleşeceğine bağlı olarak farklı sonuçlar üretecektir. Bir yandan bazı sektörlerde balonlaşmayı teşvik edebilir, diğer yandan orta vadede yuanın daha hızlı uluslararasılaşmasını beraberinde getirebilir.

 

 

Sonuç: Çoklu rezerv para sisteminin yükselişi

Bu kısa değerlendirmede, pandemi ve savaş ortamının etkisiyle finansal sistemin merkezinde giderek daha yüksek sesle konuşulmaya başlanan bazı senaryoları ele aldık. Normal zamanlarda gündeme getirildiğinde sadece bir düşünce egzersizi olarak görülebilecek bu konular, şimdiki gibi tarihin akışının hızlandığı olağanüstü dönemlerde ciddi alternatifler haline gelebiliyor.

Tarihsel referanslar[2] rezerv para statüsü zayıflayan para birimlerinin başka para birimleriyle birlikte kullanılmaya devam ettiğini ve çoklu bir rezerv para sisteminin ortaya çıkabildiğini bize gösteriyor. Ancak bu durumun nasıl somutlaşacağı yine de uluslararası mücadeleler ve ‘ara dönem’ olarak tarif edilen yıllar boyunca alınan kararlara bağlı. I. Dünya Savaşı sonrasında restore edilen altın standardının hızlı çöküşü sonrasındaki gibi bir ekonomik bloklaşma ve korumacı önlemlerle bir arada görülebilecek bir düzen(sizlik) kadar merkez bankalarının aktif bir şekilde müdahale ettikleri ancak komşunun kuyusunu kazma anlamındaki önlemlerin daha sınırlı olduğu bir ortama geçiş de deneyimlenebilir.

2022 yılında tıpkı pandeminin ilk başlarındaki gibi tedarik zincirlerinde deneyimlenen aksamalar sürüyor. Bunun yanında süregiden gıda krizi ve artan belirsizlikler, kaynaklara erişimin ve emtia dolaşımının, devletlerin gündeminde ön planda olduğu, bunun ise korumacı müdahaleleri parlattığı bir döneme işaret ediyorlar. Yeni bir para biriminin ya da müstakbel aday yuanın kısa sürede uluslararası finansal piyasaları kaplaması ihtimali bulunmuyor. Bu nedenlerle doların uluslararası ticarette ve merkez bankaları rezervlerinde en büyük yeri kaplayan para birimi konumunu koruduğu ve fakat çok sayıda para biriminin paylarını daha da arttırdığı, rezerv para statülerini pekiştirdiği yeni bir evreye geçişin arifesinde olabiliriz.

Uluslararası para sistemlerindeki değişimler ve güç dağılımındaki kaymalar çok sayıda küresel Güney ülkesine yeni müdahale olanakları sunabilir, ancak aynı zamanda istikrarsız ve kaygan bir uluslararası ortam vadediyorlar. Başlıktaki soruya dönersek yeni bir uluslararası para sisteminin ortaya çıkışını muştulamak için erken olduğunu, ancak 2022 yılının tarih sayfalarında yeni bir sistemin ortaya çıkışı anlatılırken ayrı bir yere sahip olacağını söyleyebiliriz.

 

[1] Bunlarla sınırlı olmamakla birlikte şu değerlendirmelere bakılabilir: Pozsar, Z. (2022) “Money, Commodities and Bretton Woods III”, Credit Suisse Note (31 Mart 2022); Arslanalp, S., Eichengreen, B. ve Simpson-Bell, C. (2022) “The Stealth Erosion of Dollar Dominance: Active Diversifiers and the Rise of Nontraditional Reserve Currencies”, IMF Working Paper, 22/58 (Mart 2022), Tooze, A. (2022) “The future of the dollar: Fin-fi (finance fiction) and Putin’s war” (3 Nisan 2022), https://adamtooze.substack.com/p/chartbook-107-the-future-of-the-dollar (erişim tarihi 26 Mayıs 2022); Wigglesworth, R., Ivanova, P. ve Smith, C. (2022) “Financial warfare: will there be a backlash against the dollar?”, Financial Times (6 Nisan 2022), https://www.ft.com/content/220db8f2-2980-410f-aab8-f471369ac3cf (erişim tarihi 27 Mayıs 2022).

[2] Bu konuda bkz. Eichengreen, B. (2005) “Sterling’s Past, Dollar’s Future: Historical Perspectives on Reserve Currency Competition”, NBER Working Paper, 11336

 

Not: Bu yazı Komünist dergisinin “Emperyalizm: Savaş, Finans, NATO” dosya konulu 18. sayısında Haziran 2022’de yayımlandı.

 

Fotoğraf: Eric Prouzet on Unsplash

Siyaset Bilimci, araştırmacı ve çevirmen. Doktorasını ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nde tamamladı. 2013 yılında Türk Sosyal Bilimler Derneği’nin Genç Sosyal Bilimci ödülüne ve Behice Boran Özel Ödülü’ne layık görüldü. York Üniversitesi'nde araştırmalarını sürdürüyor.

Doç.Dr. Ümit Akçay, 2017'den bu yana Berlin School of Economics and Law'da ders vermektedir. Akçay, Finansallaşma, Borç Krizi ve Çöküş: Küresel Kapitalizmin Geleceği (Ankara: Notabene, 3. baskı, 2019) kitabının ortak yazarı ve Para, Banka, Devlet: Merkez Bankası Bağımsızlaşmasının Ekonomi Politiği (İstanbul: SAV, 2009) ile Kapitalizmi Planlamak: Türkiye’de Planlamanın ve Devlet Planlama Teşkilatının Dönüşümü (İstanbul: SAV, 2007) kitaplarının yazarıdır.

Bu içeriği paylaş: