“Devlet propagandası, eğitimli sınıflar tarafından desteklendiği ve herhangi bir dönekliğe izin verilmediği takdirde, büyük bir etki yaratabilir. Hitler ve daha birçoğundan alınan bu ders, günümüze dek izlenmiştir.” (Noam Chomsky)


CEREN SÖZERİ

İletişim araştırmaları başlangıçta, kitle iletişim araçlarının, yani o dönem Endüstri Devrimi etkisiyle kitlelere yayılan gazetelerin, yeni oluşan işçi (ve göçmen) sınıfını nasıl etkilediğine odaklanır. Biraz daha sonrasıdır ama Upton Sinclair’in Şikago Mezbahaları’nı yazdığı ortamı düşünün. Kalabalık, hele de örgütlenirse bela demektir. Gustave Le Bon, kitlelerin ve onlara liderlik edenlerin psikolojisini pejoratif bir yerden sorgularken, ondan 42 sene sonra İstanbul’da doğan Rus Sergei Chakhotin, başta destek verdiği Ekim Devrimi’nden 1919’da kaçar. Ama kitleleri anlama merakı peşini bırakmaz, 1939’da Pavlov’un şartlı refleksinden ilhamla yazdığı “Le viol des foules par la propagande politique” [Siyasi propagandayla kalabalıkların tecavüzü] eserinde Nazi propagandasının kitleleri nasıl etkilediğini inceler. Chakhotin, daha sonraki hayatında dünyanın çeşitli yerlerinde propaganda danışmanlığı yapar, 1973’te Moskova’da ölür.

Berlin Duvarı yıkılıp, Sovyetler çöktükten sonra, dünya tek kutba kalmış, yetmemiş tarihin sonu da gelmişti hatırlarsanız. Artık propagandaya ihtiyaç yoktu, daha doğrusu propagandaya propaganda demeye hiç gerek yoktu. Kavramın yerini “ikna edici iletişim” aldı. Biz değilse bile sermaye ve kültür küreselleşiyordu, kültürel emperyalizm sıkıcı eski dünyaya aitti, artık kültürel ürünlerin sınır ötesi etkilerini kamu diplomasisi altında incelemeliydik. Ekonomi politikçiler giderek daha fazla eski kafalılıkla, çağ dışı kalmakla suçlanıyordu, maalesef hala da öyle. Burada yine imdada Chomsky yetişti, propagandadan arınmış olduğumuza inandırılmamızın 21. yüzyılın en büyük propaganda başarılarından biri olduğunu söyledi.

90’ların sonundan itibaren, özellikle ABD ve İngiltere’nin Irak işgalini meşrulaştırmak için medyayı nasıl kullandığına ilişkin ifşaat ve itiraflar ortaya çıktıkça zarfı da mazrufu da hatırladık. Arap Baharı, Suriye iç savaşı, IŞİD’in Hollywood filmleri ve oyunlardan esinlenen videoları (ki bunların hiçbirinin başta Twitter olmak üzere, sosyal medya ağlarında engellenmediğini not edelim) ve son olarak Rusya’nın Ukrayna’yı işgal operasyonu. Kimilerine göre bir yönüyle sosyal medya / propaganda savaşı…

Siber uzamın zengin ve dokunulmaz neferleri

Mart’ın ilk günü New York Times’da yayınlanan bir analize göre, 23 Şubat’ta, Rus tankları Ukrayna’ya girmeden hemen önce, Microsoft’un Tehdit İstihbarat Merkezi (Microsoft’s Threat Intelligence Center) Ukrayna bakanlıkları ve finans kurumlarını hedef alan bir casus yazılımı fark ederler. Şirket yöneticilerinden Tom Burt, vakit kaybetmeden Beyaz Saray’ın siber ve gelişen teknolojilerden sorumlu ulusal güvenlik danışman yardımcısı Anne Neuberger’i arar. Neuberger, kötü amaçlı yazılımın Ukrayna sınırlarının ötesine yayılması, askeri ittifakı felce uğratması veya Batı Avrupa bankalarını vurması korkusuyla kodun ayrıntılarını Baltık, Polonya ve diğer Avrupa ülkeleriyle paylaşmayı düşünüp düşünmediğini sorar. Buradan sonra haberdeki ifadeler ilginç, “Neuberger, Washington’da, gece yarısından önce gerekli iletişimi kurmuştu ve Microsoft, II. Dünya Savaşı’nda otomobil üretim hatlarını Sherman tankları yapmak üzere dönüştüren Ford Motor Co.’nun oynadığı rolü oynamaya başlamıştı.”

Microsoft’un başkanı Brad Smith, Pazartesi günü yayınlanan bir blog yazısında, “Biz bir şirketiz, hükümet veya ülke değiliz” diyordu, ama tarafsız olmadıklarını da açıkça ifade ediyor, Ukrayna hükümeti, federal yetkililer, NATO ve Avrupa Birliği ile “sürekli ve yakın koordinasyon” halinde olduklarını söylüyordu.

Microsoft taraflılık konusunda yalnız değildi. Harvard Universitesi Shorenstein Center’ın Teknoloji ve Sosyal Değişim Projesi (The Technology and Social Change Project), 23 Şubat’ta Rusya Telekomünikasyon Düzenleyici Kurumu Roskomnadzor’un Google’a yazıp Rusya dışında kimse tarafından tanınmayan Donetsk Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Denis Pushilin’in YouTube kısıtlamalarının kaldırılmasını talep etmesinden itibaren, gün gün ne olup bittiğini, karşılıklı olarak medya ve iletişim kartlarının nasıl oynandığını, en azından hamleler üzerinden takip ediyor. Projenin önemli tespitlerinden biri şu, karar vermek için hızlıca birimler oluştursalar da aslında kimse ne yapacağını tam olarak bilmiyor. Sosyal medya ağları birbirlerini takip ederek, koordineli şekilde hareket etmeye çalışıyorlar. Örneğin 25 Şubat’ta önce Facebook’un güvenlik şefi Nathaniel Gleicher, Facebook’un Rus devlet medyasının reklamlarını kısıtlayacağına dair tweet atıyor. Rusya, haber ajansı RIA Novosti; Savunma Bakanlığı’nın televizyon kanalı Zvezda ve Rus online haber siteleri Lenta.ru ve Gazeta.ru’nun etiketlenmesinin ardından Facebook’a kısıtlama getirileceğini duyuruyor. Twitter daha temkinli bir yol izleyip Rusya ve Ukrayna’daki tüm platformların sponsorlu içeriklerini durdurma kararı alıyor; zaten 2019’dan beri devlet destekli kurumları etiketlemeye başlamıştı (son olarak geçen hafta Sputnik Türkiye’de geçmişte ve bugün çalışmış herkesi fişlemeye girişti). Aynı gün Ukrayna Hükümeti Apple’dan Rusların Apple App Store’a erişiminin engellenmesini istiyor.

Rusya, tıpkı bizde 2020 Temmuz’unda olduğu gibi, Ocak başında sosyal medya ağlarının ülkede talepleri uygulayacak yasal temsilci bulundurmaları gerektiğine dair bir ‘önlem’ almış. Kıyamet kopmamış, tıpkı burada olduğu gibi, Apple, Spotify ve TikTok hemen gerekleri yerine getirmiş, Google, Twitter ve Facebook bazı adımlar atmış,  Twitch ve Telegram hiç oralı olmamış.

26 Şubat’tan itibaren artık karşılıklı engelleme kartları oynanmaya başlıyor. Sosyal medya ağları devlet destekli medyayı, Rusya da sosyal medya ağlarını kısıtlıyor.

Burada ilginç bir ayrıntı var: Trump’ın seçilmesinde etkisi (Cambridge Analytica skandalını, algoritmalarla nasıl oynandığını hatırlayın) hiç yokmuş gibi, Facebook, Kırım merkezli News Front ve South Front adlı iki haber sitesinin dezenformasyon ürettiğini, dahası bu iki sitenin Nisan 2021’de ABD Hazine Bakanlığı tarafından seçim sahtekarlığı ve Kovid 19 hakkında yanlış bilgileri, Rus istihbarat servisleri adına yaymakla suçlandığını ‘ispiyonluyor’. Facebook’a geçmiş günahlarını unutturacak günler doğuyor.

27 Şubat’ta Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen (NATO’nun askeri harcalamarının artırılması gerektiğini savunan eski Almanya Savunma Bakanı, Türkiye kamuoyu kendisini Saray’daki koltuk krizinden hatırlıyor) Russia Today ve Sputnik’e Avrupa Birliği’nde erişimin engelleneceğini şu sözlerle duyuruyor: “Russia Today ve Sputnik ve yan kuruluşları, Putin’in savaşını haklı çıkarmak ve birliğimizde bölünme yaratmak için artık yalanlarını yayamayacaklar. Bu yüzden Avrupa’da zehirli ve zararlı dezenformasyonlarını yasaklayacak araçlar geliştiriyoruz.” Hani mesela, düşünce özgürlüğü (Handyside vs. UK Kararı, 1976) yalnızca hoşa giden düşünceler için değil toplumun bir kısmını irrite eden görüşler için de geçerliydi? Sene olmuş 2022, Avrupa Birliği’nin Rus propagandası karşısında yasaklamaktan, BBC’nin kısa dalga radyo yayınlarını yeniden başlatmaktan başka bir çözümü yok mu?

Hegemonya savaşı ve onun piyonları

Gün gün akışı buraya taşımak zor, ama son bir örnekle bitireyim: Estonya, Letonya, Litvanya ve Polonya başbakanları 28 Şubat’ta Twitter, Google, Youtube ve Meta CEO’larına bir mektup yazıyorlar, dezenformasyonun yayılmasında birincil derecede sorumlulukları olduğunun tespitini yaptıktan sonra taleplerini sıralıyorlar: Birincisi, Rusya ve Belarus devletlerinin resmi hesaplarının dondurulması,  ikincisi ise internet kullanıcılarının Ukrayna’daki savaş hakkında güvenilir bilgiler bulmasına yardımcı olmak için arama algoritmalarının ayarlanması.

“Now, you’re talking” diye bir deyim var İngilizcede, işte şimdi aynı dili konuşmaya başladık manasına da gelen. Rusya’nın Ukrayna işgali bir üçüncü dünya savaşına evrilir mi bilinmez, ama dili iki dünya savaşından dirilerek çıkageldi. Propagandaya adını koyduysak eğer, üzerinde konuşmaya, tartışma başlayabiliriz.

Açıklama yapmak bir zül, ama yine de yanlış anlaşılmaya yol açmamak için Rusya işgalini desteklemediğimi, savaşa her türüyle karşı olduğumu not düşeyim. Burada amaç hâkim propagandanın, her daim bir kerteriz olarak işaret ettiği liberal değerlerle nasıl çeliştiğini ortaya koymak. Sosyal medyanın devlet etkisi ve kontrolünden arınmış demokratik bir kamusal alan olduğu varsayımı bir kez daha çöktü. Onun seçtiği “eğitimli elitlerin” kâh ırkçılığa yaslandığı, kâh televizyon ekranlarında konunun uzmanlarını “orada insanlar ölüyor” popülizmiyle itibarsızlaştırmaya çalıştığı günlere geldik. Bu yolda, savaş alanına uzmanlığı olmadığı halde bodoslama gidenleri, dil bilmeden uyanıklığa yatanları, savaşın seyri, hükümetin tutumu değiştikçe yalpalayanları daha çok göreceğiz. Onların bir önemi yok, çünkü onlar, rıza üretiminin son halkası; ABD’nin toplumu Birinci Dünya Savaşı’na girmeye ikna etmesi için işe aldığı “Dört Dakika Adamları”. Anlamak için her iki tarafta ateşi yakanlara, propaganda savaşını tasarlayanlara (ki bunların çoğu uluslararası halka ilişkiler şirketleri) ve bu ateşe benzin dökenlere bakmak gerek.

Yine Chomsky ve Edward S. Herman ile bitirelim: “Propaganda kampanyaları yönetenlerin çıkarlarıyla uyumludur. 1980-81’de Polonya Hükümeti’nin Dayanışma Birliği’ne yönelik baskıları haber değeri taşır ve güçlü şekilde kınanırken, Türkiye’de darbe yapmış askeri yönetimin sendikalara uyguladığı acımasız baskıyı ne kimse kınadı, ne de haber değeri taşıdı.” (Edward S. Herman, The propaganda model revisited, 1996)

Doç. Dr. Ceren Sözeri, Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesidir. Türkiye'de medya ekonomisi, medya politikaları, basın özgürlüğü, etik sorunların yanı sıra geleneksel ve online mediyada ayrımcılık, nefret söylemi konularında eserleri vardır. 2015 yılından beri Ethical Journalism Network (EJN, Etik Gazetecilik Ağı) Türkiye temsilciliğini yürütmekte ve Evrensel gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.

Bu içeriği paylaş: