Gelecek İran’a ve İranlı kadınlara ne gösterir bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz bir kaç şey de yok değil: Bir, İranlı kadınlar kaderlerini kendi ellerine aldılar. İki, korkmuyorlar. Üç, bu cesaret, bu birikim hiç bir yere gitmiyor. Bugün bastırılır, yarın yine yüzünüze gülümser.


AYŞEGÜL KARS KAYNAR

İran’daki protestolar ikinci haftasını geride bırakmak üzere. Farsça adı Mahsa olan 22 yaşındaki Kürt kadın Jina Amini’nin başörtüsünü çok gevşek taktığı iddiasıyla ahlak polisi Geşt-i İrşad tarafından 13 Eylül’de gözaltına alındıktan üç gün sonra Tahran’daki bir hastanede hayatını kaybetmesi üzerine alevlenen ve kadınların öncülük ettiği protestolar hafiflemek yerine ülke çapında 80 şehre yayıldı. Kadınların sadece örtünme zorunluluğuna değil, 1979 İslam Devrimi’nin getirdiği cinsiyet ayrımına dayalı toplum düzenine itirazlarını devrimin hemen sonrasından itibaren görmek mümkün. O tarihten günümüze kadınların ön planda olduğu protestolar biçim değiştirerek devam etti. Mahsa Amini protestoları ise Nisan 2022’den beri süren huzursuzluğun bir devamı ve son halkası.

 

12 Temmuz’a Giden Yol

Temmuz 2021’de göreve başlayan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve onun muhafazakâr ekibi, İslam devrimi ruhunu canlandırma hevesindeler. Görevde geçirdikleri bir buçuk yılda uzun zamandır var olan ancak uygulanması hafifleştirilmiş kısıtlayıcı yasaların ve sembollerin tozunu alarak parlattılar. Bunlardan Tesettür ve İffetin Teşviki Yasası yeniden gündem yapılarak “uygun tesettür” ve “uygunsuz tesettür” ayrımı sert bir şekilde uygulamaya konuldu. Uygun tesettür kurallarına uymayan kadınlara devlet dairelerinde hizmet kısıtlaması getirildi, sokaklarda ahlak polisinin devriyeleri yoğunlaştı. Aslında Amini’nin başına gelenleri Nisan ayından beri birçok kadın yaşıyordu. Tesettürü uygun bulunmayan kadınlar birer ikişer gözaltına alınıyor, sadece sözlü tacize değil aynı zamanda fiziksel şiddete de maruz bırakılıyordu. Bu durum, ılımlılar olarak adlandırılan siyasi kanat ve pek çok kişi tarafından protesto edildi. 24 Nisan’da Tahran Üniversitesi öğrencileri hükümetin tesettür baskısına karşı yürüdüler.

Geleceği tahakkümü altına alma ve iktidarı bırakmama hevesindeki her otokraside olduğu gibi İran’da da hükümet halkın verdiği tepkiye, halkı daha fazla boğmaya kalkarak karşılık verdi. Çoğunluğu elinden kaçırdığı gerçeğini çoğulculuğun inkârıyla örtbas etmek isteyen her otokrat gibi de Reisi tesettür kurallarına karşı gelenleri dış mihrakların kuklaları olmakla ve ABD yancılığıyla suçladı. Devrim Muhafızları Ordusu Mayıs ayında kadınları iş yerlerinde ve kamusal alanda takip etmek için çalışma başlattı. Haziran ayında tüm devlet kurumlarına Tesettür ve İffetin Teşviki Yasası’nın istisnasız uygulanması yönünde talimat verildi. Bankalarda ve devlet dairelerinde uygunsuz giyinmiş kadınlara hizmet verilmesi yasaklandı. 26 Haziran’da Meşhed şehrinde savcı yardımcısının talebiyle uygunsuz tesettür giyen kadınların metro dahil toplu taşıma araçlarını kullanmaları engellendi. Fars Eyaleti’nde uygunsuz tesettür giyen kadın memurlar ücretsiz izne çıkarılmakla tehdit edildi.

Reisi yönetimi hız kesmedi. 5 Temmuz’da bir yönerge çıkararak kadınların nasıl örtüneceklerine dair yeni kısıtlamalar getirdi. Buna göre kadınlar başlarını örtmekle kalmayacak, boyun ve omuzlarını da şalla ya da yine başörtüsüyle kapatacaklardı. 6 Temmuz’da ise Reisi, Kültür Devrimi Yüksek Konseyi’ne, 2005’de kabul ettiği İffet Kültürünü Geliştirme Yöntemleri’ni uygulamaya koyma talimatı verdi. Bu talimattan sonra kadınlara uygulanan baskı görülmemiş derecede arttı. İşyerinde yaşanan başörtüsü ihlallerine müdahale etmek maksadıyla idareci ve yöneticiler için kılavuz hazırlandı. Bank Mellat derhal bir yönerge yayınlayarak uygunsuz tesettürün yanı sıra kadın çalışanlarının yüksek topuklu ayakkabı giymesini de yasakladı.

Haziran-Temmuz aylarında büyük şehirlerde ahlak polisinin kadınlara yönelik ikazları, hakaret ve tacizleri inanılmaz boyutlara ulaştı. Kirmanşah eyaletinde Mart ayından Temmuz’un ortalarına kadar 1.700 kadın, ahlak polisi tarafından gözaltına alındı; 22.000’den fazla kamu bildirimi yapıldı. Yarı resmi Hamshahri gazetesi en az 15-20 milyon arası kadının sözlü uyarı alması gerektiğini yazdı ki bu rakam büyük şehirlerde yaşayan kadınların yüzde 60 ile 80’inin hedef alındığını gösteriyor (1).

İşte bu atmosferde hükümet, birkaç yıldır sönük geçen 12 Temmuz Tesettür ve İffet Günü’nü coşkuyla, yoğun etkinliklerle kutlama kararı aldı. Ancak kadınların da kendi planı vardı.

 

Kadınların 12 Temmuz’u

12 Temmuz’a gelmeden, 2014’e gidelim. 2014’de insan hakları aktivisti Masih Alinejad “Benim Gizli Özgürlüğüm” adlı bir facebook kampanyası başlattı. Alinejad kendi sayfasında İranlı kadınların gönderdiği başörtüsüz fotoğrafları paylaşıyordu. Bunu, Aralık 2018’de İnkılap Sokağı’nda beyaz bir başörtüsüne bağladığı sopayı bayrak gibi sallayarak zorunlu tesettürü protesto eden Vida Movahed’in eylemi izledi. Beyaz Çarşamba olarak anılan bu protestoya da kadınlar, sosyal medyada başörtüsüz fotoğraflarını paylaşarak destek verdiler. Yine de Alinejad’ın ifadesiyle İran’da yeni bir dönemi ve kadınların barışçıl devrimini başlatan #No2Hijab hareketi oldu (2).

#No2Hijab hareketi, 5 Temmuz kısıtlamaları akabinde hem ülke içindeki hem de diasporadaki İranlı kadınlar tarafından başlatıldı. 12 Temmuz ve akabinde ise neredeyse bir sivil itaatsizlik hareketine dönüştü. 12 Temmuz’da binlerce kadın sokağa döküldü; kutlama yapmak için değil, rejimin başörtüsü zorunluluğunu delmek için. İran’ın dört bir yanında kadınlar evlerinden çıktılar, başörtülerini çıkardılar. Ardından sokaklarda yürüdüler ya da durma eylemi yaptılar, otobüse bindiler, alışverişe gittiler, üniversitede derslere katıldılar. Başörtüsüz görüntülerini, zaman zaman yüzlerini de gizlemeyerek, videoya çekip “No2Hijab” etiketiyle sosyal medyada ve İranlı muhalif gruplara bağlı yurtdışı kanallarda paylaştılar. Bütün bunları tutuklanmayı, iki ay hapis ve para cezasını; tartaklanma, işkence ve hatta ölümü göze alarak yaptılar.

Otokratların kendilerini toplumdan daha büyük görme kibir ve cehaletlerinden ve de artık yerleşik olan, en basit, en temel “tek sabitenin değişim olduğu” bilgisini idrak etmelerini engelleyen kifayetsizliklerinden daha önce bahsetmiştim. Daha önce bahsetmediysem, şimdi bahsettim. Bu doğrultuda polisin kadınlara yönelik sokak tacizleri ve tutuklamaları 13 Temmuz itibariyle ev baskınlarıyla desteklenerek sürdü. Nazi Zandiyeh, Souri Babaei Chegini ve Malika Gharagozlou evlerine yapılan baskınlarla, sosyal medya kanallarıyla tesettür zorunluluğunu ihlal eden görüntüleri paylaştıkları için gözaltına alındılar. Sanatçı ve yazar Sepideh Raşno ise, uygunsuz tesettürü nedeniyle kendisini uyaran bir ahlak polisiyle tartıştığı görüntülerinin paylaşılmasının ardından 18 Temmuz’da gözaltına alındı. Polis tarafından bilinmeyen bir yerde günlerce alıkonuldu. Nerede olduğu merak konusuyken, 31 Temmuz’da aniden İran devlet televizyonunda belirdi. Fiziksel durumunun kötü; gözlerinin etrafının mor olduğu fark edilir bir şekilde oturuyor ve tartıştığı polisten özür diliyordu. 30 Ağustos’ta 1,000’den fazla İranlı aktivist ve vatandaş Raşno’ya yaşatılanlara atıfla “İranlı kadınlara yönelik kırk yıldır süren baskıyı” protesto eden bir bildiri imzaladılar.

İşte böylece Eylül ayına ve Amini’nin ölümüne gelindi. Gelecek İran’a ve İranlı kadınlara ne gösterir bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz bir kaç şey de yok değil: Bir, İranlı kadınlar kaderlerini kendi ellerine aldılar. İki, korkmuyorlar. Üç, bu cesaret, bu birikim hiç bir yere gitmiyor. Bugün bastırılır, yarın yine yüzünüze gülümser.


REFERANSLAR

(1) https://women.ncr-iran.org/2022/08/05/vice-patrols/

(2) https://www.focus.de/panorama/welt/no2hijab-am-staatlich-verordneten-kopftuch-fest-ziehen-iranische-frauen-den-schleier-von-kopf_id_115177825.html


 

Ayşegül K. Kaynar

Siyaset bilimi doktorudur. Çağdaş Türkiye siyaseti, hukuk devleti ve asker-sivil ilişkileri üzerine yayınları bulunmaktadır. Çalışmalarına Humboldt Universität zu Berlin’de devam etmektedir.

Bu içeriği paylaş: