Gabriel García Márquez’in de belirttiği üzere, erken dönem resimlerde fiziksel olarak kısmen Afrika kökenli görünen Simón Bolívar’ın gittikçe beyazlaşarak adeta bir Romalıya dönüştürülmesi Güney Amerika’da ırk hiyerarşisinin önemini gösteren örneklerden biridir.


SERHAT TUTKAL

Türkiye’de Latin Amerika siyasi gelişmelerine duyulan ilginin geçtiğimiz yıllarda arttığını söylemek mümkün. Bu gelişmeleri etkileyen çok sayıda etken var. Bu etkenlerin tarihsel, siyasal, ekonomik, kültürel ve toplumsal boyutları var. Bunları daha yakından tanımak Latin Amerika’da meydana gelen değişimleri anlamlandırmayı da kolaylaştıracaktır. Bu yazıda Latin Amerika özelindeki gelişmeler tartışılırken görece arka planda kalabilen önemli bir olgu olan ırkçılığa dair bilgi vereceğim.

Avrupalı sömürgecilerin bölgeye gelmesinden itibaren Latin Amerika’da ırksal bir kast sistemi oluşturulduğunu biliyoruz. Gerçekten çok detaylı bir sistem bu. Örneğin, İspanyol (veya Avrupalı) ile yerli halklardan birine mensup kişinin çocuğuna “mestizo”[1] deniyor. Meksika’daki belgelerde Mestizo ile Avrupalının çocuğunun “castizo”, “castizo” ile Avrupalı’nın çocuğunun ise teknik olarak tekrar Avrupalı sayıldığını görüyoruz. Fakat criollo denen Latin Amerika’da doğmuş Avrupalılar, kıtada doğan Avrupalılarla aynı statüde değil. Zaten, Latin Amerika’daki çoğu bağımsızlık mücadelesi criollo ve mestizo grubuna mensup liderlerin Avrupa’da doğan ve orada yaşayan sömürgecilere isyan etmesiyle doğmuştur.

Mestizo bir dereceye kadar kabul edilir bir toplumsal kimlik, fakat siyahlar söz konusu olduğunda durum daha da kötüye gidiyor. Siyah ile İspanyol’un çocuğu mulato, onun İspanyol ile çocuğu morisco, onun İspanyol ile çocuğu albino derken tekrar Avrupalıya dönüş mümkün olmuyor. Babanın ve annenin kastlarının ayrı ayrı hesaba katıldığı, neredeyse her türlü olasılığın hesaplanmasıyla oluşturulmuş bu kast sistemi Latin Amerika’da yüzlerce yıl geçerli oldu. Buna kıtadaki Hıristiyan tarikatların da etkisiyle güçlenen anti-semitizm de eklendiğinde Latin Amerika’da ciddi bir ırkçı miras olduğunu görebiliriz.

Latin Amerika dünyanın çoğu bölgesinden büyük miktarda göç almış bir coğrafya fakat ırkçılık esas olarak yerli ve siyah halklara, ardından ise Yahudiler ve Romanlar gibi İspanya’da ırkçılığa maruz kalan topluluklara yöneliyor. Suriye’den göç eden iki Sünni Müslüman’ın oğlu olan “el Turco” lakaplı Carlos Menem Arjantin’de 10 yıl başkanlık yaparken, Japonya’dan göçen iki Japon’un oğlu Alberto Fujimori Peru’da diktatör olabilmişti. Çoğu ülkede yerliler ve siyahlar söz konusu olduğunda durumun değiştiğini görüyoruz. Özellikle yerli hareketlerini hesaba katmadan Latin Amerika solu üzerine düşünmek güç. Peru’da Castillo’ya karşı kullanılan ırkçı dil şimdiden çok sayıda çalışmaya konu oldu, Castillo’nun fiziksel olarak Peru yerlilerine benzemesi Perulu elitleri Japon asıllı Keiko Fujimori’nin (diktatör Alberto Fujimori’nin kızı) arkasında birleşmeye itmişti. Meksika’da mevcut başkan Andrés Manuel López Obrador’un Morena (Esmer) isimli siyasi partisi de kendini Avrupalı olarak gören beyaz Meksika elitine karşı bir söylemle ortaya çıkmıştı. Obrador’un yemin törenine yerli halklardan temsilcilerin davet edilmesi ve yemin töreninde Obrador’un yerlilerin arındırma ritüeline katılması Meksika’da çok büyük tepki çekmişti.[2] Bolivya’da Morales’in iktidardan düşmesinin ardından gelen sağ iktidarın ırkçı pozisyonu da haberlere konu olmuştu. Morales sonrası dönemde sağ grupların desteğiyle yönetime el koyan Jeanine Áñez Chávez “yerlilerin şeytani ritüelleri”nden bahseden bir siyasetçiydi. Bolivya’da iktidara yeniden sol hükümetin gelmesinde ırkçılık karşıtı mücadelenin rolü büyük. Şili’nin yeni başkanı Gabriel Boric’in seçim sonrası zafer konuşmasına Rapa Nui, Aymara ve Mapuche dillerinde halkları selamlayarak başlaması yerli hareketlerinin desteğine verdiği önemi gösteriyordu. Bolsonaro’yu soykırımla suçlayan Brezilya yerli hareketlerinin Brezilya başkanlık seçimlerinde, Petro’yu destekleyen Kolombiya yerli halklarının da Kolombiya başkanlık seçimlerinde solun alacağı sonuç üzerinde büyük etkisi olacak.

Kolombiya’da ırkçılık

16. yüzyıldan itibaren Kolombiya’da ekstraktivizme dayalı bir sömürge ekonomisinden söz edebiliriz. Bu dönemde ekonomi yerli halkların ve Afrikalı siyah kölelerin emeğinin sömürülmesine dayanmaktaydı. Sömürgeci ekonomi ve ırk hiyerarşisi birbiriyle iç içe geçmiş olgulardı. Kolombiya’da köleler tarafından çıkarılan değerli madenlerin Avrupa’ya aktarılmasına dayalı bu toplumsal düzenin bugünkü neoliberal sömürü düzeniyle ilişkisini daha detaylı biçimde ele almıştım.[3] Gabriel García Márquez’in de belirttiği üzere, erken dönem resimlerde fiziksel olarak kısmen Afrika kökenli görünen Simón Bolívar’ın gittikçe beyazlaşarak adeta bir Romalıya dönüştürülmesi Güney Amerika’da ırk hiyerarşisinin önemini gösteren örneklerden biridir. 19. yüzyılda dahi eğitim gibi temel haklardan yararlanabilmek ancak babanın ve dedenin kanının “temiz” olduğunun, “aşağılık” görülen siyah, yerli, Yahudi veya Mağribi kanı bulunmadığının Katolik Kilisesi tarafından belgelenmesiyle mümkündü.[4] Her ne kadar Kolombiya’da kölelik 1851 yılında yasaklanmış olsa da, 1991 Anayasası’na dek Kolombiya’da yerlilerin ve siyahların eşit vatandaş sayılmadıkları söylenebilir.

Geçen yıl gerçekleşen Kolombiya eylemlerinde yerli hareketlerin yeri büyüktü. Eylemler sırasında, eylemci yerlilere sivil kıyafetli kişilerin ateşli silahlarla saldırdığı çeşitli videolar yayınlandı. Yerlilere yönelik bu tür saldırılar çoğu medya organında “vatandaşlar yerlilere karşı”, “vatandaşlarla yerliler arasında gerginlik” vb. başlıklarla sunuldu. Yerli partisi MAIS (Alternatif Yerli Toplumsal Hareketi) Twitter’dan “biz vatandaş değil miyiz?” sorusuyla bu tip haberlere tepki göstermişti.[5] Başkan Duque yerlileri rezervasyonlarına (resguardo) dönmeye davet eden bir video yayınladı. İktidar partisi Centro Democrático’nun (Demokratik Merkez) önemli siyasetçilerinden Senatör María Fernanda Cabal, “zavallıcık yerlilerin” (yerli destekçileriyle dalga geçiyor) barbarlığından mağdur olan yerli olmayan toplumu savunduğu iddiasıyla paylaşımlar yaparken[6] (ilgili Twitter bağlantısında yerlilere yönelik ırkçılıkla ilgili haber yapan bağımsız bir medya kuruluşuna Sorosçu dediğini de görebilirsiniz, zaten her ne kadar referans verilen kültürel kodlar bağlamdan bağlama değişse de, aşırı sağcı söylem dünyanın her yerinde benzer özellikler gösterir), Temsilciler Meclisi üyesi Margarita Restrepo eski bir ırkçı İspanyol deyişine atıf yaparak yerlilerin Allahsız ve kanunsuz olduklarını, ne isterlerse yapıp sonra azınlık kimliğinin arkasına saklandıklarını söylüyordu.[7] Eski Bogotá belediye başkanı sağcı siyasetçi Enrique Peñalosa sömürgeci kibriyle yerlilere yollarının, okullarının, sağlık merkezlerinin vs. büyük şehirlerdeki vatandaşların vergileriyle yapıldığını söylerken,[8] Temsilciler Meclisi’nin başkanı Jennifer Arias yerlilerin terörist olduğunu iddia etmekteydi.[9] 13 Mart seçiminde iktidar partisinden en yüksek oyu alan senatör olan Miguel Uribe Turbay (eski başkan Álvaro Uribe’yle akrabalığı yok) silahlı yerlilerin “vatandaşlara” saldırdığını söylerken bu iddialar ana akım medyada aynı şekilde tekrarlanıyordu (videolarda silahlı saldırıların tamamının yerlilere yönelik olduğunun görülmesine rağmen).

Yerli hareketler hem ulusötesi şirketlere (özellikle maden ve enerji sektöründekilere) karşı mücadelede hem de toprak reformu mücadelesinde ön saflarda yer alıyor. Yerli hareketlerinin gücünü, eylemler sırasında çeşitli şehirlerde yerlilerin öncülüğünde sömürgeci siyasetçi ve komutanların heykellerinin yıkılması örneğinde de görebiliriz.[10] Yerli hareketlere bu denli saldırılması da bu hareketlerin gücünden kaynaklanıyor. 2021 yılında Kolombiya’da öldürülen 171 toplumsal liderin 53’ü yerli aktivistleriydi.[11]

Irkçılık konusunda yazarken Kolombiya’daki neo-nazi gruplara da değinmek gerekiyor. Her ne kadar pek bilinmese de Latin Amerika ülkelerinde (örneğin Brezilya’da ve Meksika’da) ciddi boyutta neo-nazi hareketler mevcut. 2021 Kasım’ında Kolombiya’da bir polis okulunun düzenlediği Nazi etkinliği gündem olmuştu.[12] Polislerin Nazi kılığına girdiği, mekânın Nazi bayraklarıyla ve Nazi Almanyası savaş araçları maketleriyle süslendiği bu etkinliği polis teşkilatı kendi sosyal medya hesaplarından duyurmuştu. Almanya Büyükelçiliği’nin kınama mesajına şaşırmışlardır diye tahmin ediyorum, tebrik bekliyor olsalar gerek. İktidar partisinden bir siyasetçinin Nazi sembolü kullanmak Gustavo Petro’nun FARC ve M-19 bayraklarıyla etkinlik yapması kadar kötüdür diyerek[13] biri 1990’da diğeri 2016’da silah bırakarak yasal siyasete geçen iki eski gerilla örgütünü Nazilerle eş tutması iktidarın Nazizme bakışının bir örneği. Ben de hayatımda gamalı haç dövmesini kamusal alanda ilk kez (sonrasında ikinci, üçüncü ve dördüncü kez) Kolombiya’da görmüştüm. Eline koluna gamalı haç dövmesi yaptırmış adamların büyük şehirlerde hiçbir sorun yaşamadan gezebildikleri bir ülke Kolombiya. Yerlilere ve siyahlara yönelen düşmanlıkta bu neo-nazi sempatizanlığının da etkisi var.

Bitirirken

Irkçılık, yerleştiği tüm toplumlarda başka türden toplumsal eşitsizlikleri de güçlendiren ve meşrulaştıran bir rol üstlenmiştir. Eğer bir grup insanın başka bir grup insandan üstün olabileceği, o grubu baskı altına alabileceği, o grubun üyelerini toplumsal karar alma mekanizmalarının dışında bırakabileceği kabul edilirse başka türden eşitsizliklerin meşrulaştırılması da kolaylaşacaktır. Kolombiya’da ırkçılıkla mücadele etmeden ekonomik sömürüyle, toplumsal tabakalaşmayla, yoksullukla, suçla ve şiddetle mücadele etmek de mümkün değildir. Toplumsal sorunların tümünde bir biçimde ırkçılığın da oynadığı bir rol, o sorunun çözümüne karşı oluşturduğu veya güçlendirdiği bir engel bulunmaktadır.

Kolombiya’da yerli ve siyah aktivistler doğa talanına, ekonomik sömürüye, zorunlu göçe, uyuşturucu kartellerine, toprakların ulusötesi şirketlere peşkeş çekilmesine karşı mücadelede en ön saflardalar. Toplumsal mücadelede nüfusa oranlarının çok daha ötesinde bir rol üstleniyor, bu rolün gereklerini de içlerinde bulundukları yoksulluğa ve güvensizliğe rağmen olabildiğince başarıyla yerine getiriyorlar. Yeni bir Kolombiya demek pek çok şeyin yanı sıra, ırk hiyerarşisinden kurtulmuş, yerlilerin ve siyahların eşit vatandaşlar olarak kabul edildikleri bir ülke de demek. İnsanların gamalı haç dövmeleriyle ellerini kollarını sallayarak dolaşamadıkları, bunun yasal olarak yasaklanmaktan ziyade toplumsal olarak ayıplanacağı bir ülke demek aynı zamanda. Ne yazık ki, uzun süreli kavimkırım[14] sürecinin etkisiyle, bugün çoğu Latin Amerika ülkesi gibi Kolombiya’da da toplumsal elitin önemli bir kısmı yerlilerin “medeniyetsiz” olduğuna ve “medeni” Avrupa’yı örnek almak gerektiğine inanıyor, “barbarca” olduğu savunulan yerli kültürler ise yok edilmeye çalışılıyor. Kolombiya kendi vatandaşlarının da beyaz Avrupalı ve Kuzey Amerikalılar kadar insan olduklarını kabul eden bir hükümet tarafından yönetilmedikçe Kolombiya’da düzenin çok değişeceğini sanmam. Umalım ki yakın gelecekte böylesi bir değişim gerçekleşsin ve kıtanın doğal kaynaklarının ve emek gücünün ulusötesi şirketlere ve onların yerli işbirlikçilerine peşkeş çekilmesi son bulsun.

[1] Kadın olduğu takdirde “mestiza”.

[2] Bu bağlantıdan ritüeli izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=a6lViPEkQVg

[3] http://www.abstraktdergi.net/kolombiyada-neoliberalizm/

[4] Örnek olarak José Urreta vakasına bakılabilir.

[5] https://twitter.com/MovimientoMAIS/status/1391555543773372427

[6] https://twitter.com/MariaFdaCabal/status/1393973693970272256

[7] https://twitter.com/MargaritaRepo/status/1391525079733964800

[8] https://twitter.com/enriquepenalosa/status/1391569299379208192

[9] https://twitter.com/JenniferAriasF/status/1391583076422193156

[10] Bazı heykellerin ve büstlerin yıkılma videoları aşağıdaki bağlantılardan izlenebilir:

https://twitter.com/LaPazColombiani/status/1388602839824470018

https://twitter.com/ArielAnaliza/status/1388545485678555140

https://twitter.com/Guetio98/status/1389722457527947264

https://twitter.com/marthaperaltae/status/1390723678397153281

https://twitter.com/marthaperaltae/status/1387369715316805632

https://twitter.com/TheMainMAN1389/status/1387583227561496578

https://twitter.com/marthaperaltae/status/1390626700023771137

 

[11] https://indepaz.org.co/lideres-sociales-y-defensores-de-derechos-humanos-asesinados-en-2021/

[12] Fotoğraflar için: https://www.infobae.com/america/colombia/2021/11/18/policia-de-tulua-uso-simbolos-nazis-en-actividad-de-intercambio-cultural-con-alemania/

[13] https://twitter.com/papoaminCD/status/1461741849836728329

[14] Aşağı görülen kültürlerin yok edilmesine yönelik süreci ifade eden kavimkırım (etnocidio) kavramına dair çok detaylı bir Türkçe kaynak olan Ayhan Yalçınkaya hocanın “Kavimkırım İkliminde Aleviler” kitabı (Dipnot Yayınları) Latin Amerika örnekleri üzerinden geliştirilen kavramların Türkiye bağlamındaki olguları anlamlandırmak için nasıl seferber edilebileceklerinin çok güzel bir örneğidir.


Fotoğraf: Twitter / @BLUPacifico


 

Kolombiya Ulusal Üniversitesi’nde doktora adayı. Kolombiya merkezli Hafıza Süreçleri Ulusal Gözlemevi (Onalme) üyesi. Ankara Üniversitesi Siyaset Bilimi yüksek lisans programı mezunu. Siyasal şiddetin meşrulaştırılması ve gayrimeşrulaştırılması üzerine çalışmalar yürütüyor.

Bu içeriği paylaş: