Kaftancıoğlu kararında yargının yürütmeye bağımlılığı, yargılamanın zaman ve mekânında bir genişlemeye neden olur. Yürütme, yasa ve yasanın temsilcisini kendine doğru çektikçe mekan da esner ve süner.


AYŞEGÜL K. KAYNAR

Ömer Faruk Eminağaoğlu (1), Canan Kaftancıoğlu’na sosyal medya paylaşımları nedeniyle verilen cezaların Yargıtay tarafından onaylanmasının hukuk ve siyaset ilişkisi açısından ne ifade ettiğini şöyle dile getiriyor: Bu karar, yargı kararı adı altında bir iktidar işlemidir. Bu tespit elbette sadece Kaftancıoğlu kararı için değil, diğer siyasi davalar için de geçerli; ki siyasi davalarda hâkimlerin siyasi iktidarın çıkarlarıyla örtüşen kararlar vermesini ya da siyasi çıkarların yargı kararına dönüşmesini anlamak için araçsalcı değil, dolayımlı bir yaklaşımı daha önce önermiştim (2). Araçsalcı yaklaşım yargılamaları, yürütmenin dışarıdan müdahale ettiği ve adeta hükümet binasında alınan kararların okunması için hâkime gönderildiği bir durum olarak resmetmesine karşın dolayım, yürütmenin siyasi muhalefeti bastırmak için hukukun yargısal uygulanışı alanına nüfuz ettiğini, içine nüfuz ettiği bu alan tarafından içerildiğini, onun tarafından belirlendiğini ve en nihayetinde, siyasi çıkarların hukuk diline tercüme edilerek mahkeme kararına dönüşebildiğini anlatır. Şimdi, Kaftancıoğlu kararı gibi yargının yürütmeye dolayımlı tabiiyeti durumunda nasıl bir yargılama pratiğinden bahsettiğimizi bir kez de Jacques Derrida’nın (3) metaforik anlatımıyla düşünelim.

Derrida için her ne kadar adalet ve yasa aynı şey olmasa da; her ne kadar (hep genel) yasalar ile (hep tikel) adalete ulaşmak mümkün olmasa da; yasa dışında adaleti gerçekleştirmenin bir yolu da yoktur. Bu sebeple adaletten illa ki bahsedeceksek, bahsettiğimiz şey yasanın adaletidir ve yasa olmadan adalet sağlanamaz. Adaletin tecellisi için ise yasa, yasanın temsilcisi ve adalet arayan öznenin bir aradalığı şarttır. Bu bir aradalık, yargılama pratiğine ve adalet arayışına zamansal ve mekânsal bir boyut kazandırır. Derrida, bütün yargılama pratikleri için kullanılan “yasa önüne çıkmak”, “adalet önünde hesap vermek” ya da “önyargı” (ve benim de ekleyeceğim “hukuk dışı”) gibi ifadelerin aslında zamansal ve mekânsal belirlenimler olduğunu söyler.

Öncelikle, adalet arayan özne ve adaleti sağlayacağı öngörülen yasa bir araya gelmeli, aynı mekânda buluşmalıdır. Burada yasa, hareket etmeden hep aynı yerde durduğu ve adalet arayan öznenin yasaya geldiği anlatısı vardır. Buna göre yargılama, öznenin yasa/adalet önüne gelmesi ve yasanın/adaletin temsilcileri karşısına çıktığı zaman başlar. Yasa önüne geliriz ve kendimizi yasaya ve yasanın temsilcilerine tanıtırız: “Merhaba yasa, ben Canan Kaftancıoğlu.”

Yasa önünde (before the Law / vor dem Gesetz/ devant la loi) olmak, adaletin karşısına çıkmak,  adalet arayan özne ve yasanın belli bir mekânsal pozisyon almasıdır. Bu pozisyon karşı karşıya durmaktır. Buna göre adaleti sağlayacak olan yasa ve adaleti arayan özne karşılaşırlar ve özne, yasanın önünde durur. Ancak bu karşılaşmada özne yasaya yaklaşamamaktadır. Yasaya temas edilemez, dokunulamaz ve ulaşılamaz; zira arada hep bir mesafe vardır. Bu mesafe, Derrida’ya göre, yasanın gücü ve otoritesiyle ilgilidir. Yasa, mesafe ile otorite kurmakta ve saygınlığını tesis etmektedir. Kısaca otorite, mekânda bir yer tutar; bir hacme sahiptir. Bireyler, yasaya saygı duydukları müddetçe yasa da onlara hitap edebilir. Yasa önüne çıkmak da öznenin kendisini saygılı ve itaatkâr bir şekilde yasaya sunması olarak anlaşılır. O halde sunumda bir düzeltme yapmak gerekli: “Saygıdeğer yasa, ben Canan Kaftancıoğlu.”

Yargılamanın mekânda aldığı biçim, yasaya ulaşmaya izin vermediği için aslında adaleti de imkânsızlaştırır. Derrida’da adalet arayışının şiddete dönüştüğü noktalardan biri budur. Ancak Kaftancıoğlu için yasanın sıradan şiddeti yanında ikinci bir şiddet de mevcuttur, ki o da Kaftancıoğlu’nun yasa önüne çıkma gereğinin ta kendisidir. Sosyal medya araçları kullanılarak devlet yetkililerini eleştirmek ifade özgürlüğünün kullanımıyken ve dahası, aynı yöntemle devlet yetkililerini eleştiren sayısız kişi varken özellikle Kaftancıoğlu için kovuşturma başlatılması Kaftancıoğlu’na yöneltilmiş bir şiddet örneğidir. Açıktır ki binlerce, milyonlarca eleştiri içinden Kaftancıoğlu’nun yazdıklarını seçme işlemini hukuk değil, siyasi iktidar yapmıştır ve yürütmenin bu seçiciliğindeki niyet ve çıkarlar, mahkeme kararında da kendini göstermiştir. Özne için, daha yasanın önüne çıkmadan bir yargılama yapılmış olmasını Derrida’nın yapısöküme uğrattığı “önyargı” (prejudices / Vorurteile / préjugés) terimiyle düşünebiliriz. Önyargı, yasanın önüne çıkmadan, kendilerini ön(ce)den yargılanmış bulanları anlatır. Önyargı hem zaman bildirir, hem de bir durum. Zaman olarak yargının; özne, yasa ve yasanın temsilcisinin bir araya gelmesini öncelediğini anlatır. Durum olarak ise, yasanın karşısına çıkan ve kendisini yasaya tanıtan öznenin, hali hazırda yargılanmış bir özne olduğunu anlatır. Önyargı, yasanın yokluğunda yapılan bir yargıdır; her iki anlamıyla da yasa dışıdır; adaletle bağı yoktur.

Kaftancıoğlu kararında yargının yürütmeye bağımlılığı, yargılamanın zaman ve mekânında bir genişlemeye neden olur. Yürütme,  yasa ve yasanın temsilcisini kendine doğru çektikçe mekân da esner ve süner. Böylece Kaftancıoğlu ve yasa arasındaki mesafe daha da açılır ve yasanın otoritesi; otoritenin hacmi ve ağırlığı artar. Karşısında Kaftancıoğlu’nu önceden yargılanmış olarak bulan yasa ve temsilcisi ise bu önyargıyı “şimdi” verilen bir karara; yasa dışı kararı, yasal bir karara ve de bir iktidar işlemini otantik bir yargı kararına dönüştürürler. Burada bir nevi, adalet tanrıçası Themis’in gözleri açıktır ve “saygıdeğer yasa, ben Canan Kaftancıoğlu” diyerek kendisini tanıtan özneye cevap verir: “Gelmeni bekliyordum.”

Yargılamanın mekânını elastik olarak düşünmenin (4) başka ne gibi sonuçları olabilir? Yargı mekânını adalet arayan özne lehine esnetmek mümkün müdür? Bu konuyu bir sonraki yazıda ele alalım.


Referanslar:

1) Ömer Faruk Eminağaoğlu, “Kaftancıoğlu kararı, anlamı ve Kaftancıoğlu’nun hakları l”, https://www.toplumsal.com.tr

2) Ayşegül K. Kaynar, “Bir siyasi dava, bir gösteri davası: Gezi Parkı yargılamaları”, Mavi Defter, https://www.mavidefter.net

3) Derrida, Jacques (2018). Before the Law: The Complete Text of Préjugés. Minnesota University Press: Minnesota

4) Mekânı esneyebilen, elastik bir belirlenim olarak ele almanın alternatifi, araçsalcı yaklaşımın sabit mekân anlayışıdır. Bu yaklaşım yürütmenin yargıya müdahalesini, kararın alındığı mekânın sayısındaki artış olarak yorumlar. Buna göre bir Saray vardır, bir de mahkemeler. İkisi arasındaki geçişi ve ilişkiyi de metin içinde dile getirdiğim gibi Saray’ın mahkemelere dışarıdan müdahalesi olarak betimler.  


RESİM: “Adalet Sahnesi”, Honoré Daumier, 1869, CC BY-NC-SA 2.0


 

Ayşegül K. Kaynar

Siyaset bilimi doktorudur. Çağdaş Türkiye siyaseti, hukuk devleti ve asker-sivil ilişkileri üzerine yayınları bulunmaktadır. Çalışmalarına Humboldt Universität zu Berlin’de devam etmektedir.

Bu içeriği paylaş: