Eurovision tepeden tırnağa siyasi bir platform. Yarışmanın fanlarının bu niteliği görmezden gelmesini ve resmi söylem uyarınca siyasetle hiç ilgisi bulunmayan bir duygu seli açığa çıkmış gibi davranmasını sürekli eleştirmek gerekiyor. Yarışmayı küçümsemeden, siyasi eleştiri unsurlarını ve ilginçlikleri atlamadan…


ALİ RIZA GÜNGEN

2022 Eurovision Şarkı Yarışması 14 Mayıs’ta İtalya’nın Torino kentinde büyük finalle sona eriyor. Ülke seçmelerini sayarsak yaklaşık beş buçuk aydır, yarı finalleri düşünürsek yaklaşık bir haftadır devam eden yarışma halen Dünyada en fazla izlenen ve katılımcıların nüfusu nedeniyle en kapsamlı ve büyük olarak nitelendirilmesi gereken şarkı yarışması olma özelliğini koruyor.

2021 yılı birincisi Maneskin’in çok hızlı biçimde kuzey Amerika’yı etkileyebilmesi ve küresel başarısı müzik endüstrisinin kabarık iştahını bir süreliğine tatmin etmiş görünse de, çok aktörlü ve çok bilinmeyenli bir seçme, eleme süreci yeni sürprizler yaratmaya elverişli bir ortam sunuyor, yıldız avı ve hatta eski yıldızları parlatma uğraşı her yıl yeni sürümüyle karşımıza çıkıyor.

Bu yazıda (ve takibindeki girdide) Eurovision siyasetinin birkaç değişik boyutuna değineceğim. Kısaca ele alacağım bu unsurlar Eurovision’u tepeden tırnağa siyasi bir platform kılıyor. Yarışmanın fanlarının bu niteliği bastırmaya kalkmasını ve resmi söylem uyarınca siyasetle ilgisi bulunmayan bir duygu seli açığa çıkmış gibi davranmasını ise sürekli eleştirmek gerekiyor. Ancak bu baskın yaklaşımın anlaşılır bir tarafı ve maddi bir temeli var. Çünkü ölçek ve sürecin aktörlerinin her şeyi, her an etkileyebilmesi hissi duygu yoğunluğunu artırıyor. Devasa müzik endüstrisinin ve yayın kuruluşlarının faaliyetleri siyasi tartışmanın bazı boyutlarını hızla bastırabiliyor.

 

Siyaset nerede?

Siyaset derken, 2019 yılının İzlanda’lı katılımcısı endüstriyel tekno ve punk grubu Hatari’nin Tel Aviv’de Filistin bayrağı açmasıyla sınırlı bir siyasallıktan bahsetmiyorum (video aşağıda). Hatari yarışmada açıkça reklam yasağı bulunmasına karşın hayali bir şirketin desteğini aldıklarını beyan ederek paranın yarışmayı esasında sürekli biçimlendiriyor olmasına da göndermede bulunmuştu, hatırlamak gerekli.

Daha çarpıcı olan yarışmanın katılımcılarının ve aldıkları destek oranlarının Avrupa siyasetinin çalkantılarından doğrudan etkilenmesi. Beyaz Rusya’nın 2021’deki temsilcisi Lukaşenko karşıtlarını hedefe koyduğu için Avrupa Yayın Birliği’ne (EBU) takılmıştı. Ancak görünüşte bu tarz katılımcılar konusunda çok dikkatli olduğunu düşünebileceğiniz EBU’nun kararı esasen Avrupa’da Beyaz Rusya’lı muhaliflerin kampanyası ile alınmış bir karardı. Çünkü ülkenin geri çektirilen şarkısı Eurovision’un resmi Youtube kanalında 24 saat boyunca erişilebilir durumdaydı.

Hatırlattığım tarzda olaylar tekil değiller ve benzer kategoridekiler esasında her yıl yaşanıyorlar. Yarışmada daha seçim aşamasında şarkı sözleri, yarışmacıların kimlikleri, performans sırasındaki alışıldık hareketlerden çok daha fazla ilgi görebiliyor, hatta görmesi bekleniyor.

2022’de Rusya’nın yarışmaya katılamaması ve Ukrayna’nın ulusal seçmeleri kazanan Alina Pash’ı çekilmeye zorlayarak Kalush Orkestrası’nı temsilci belirlemesi (bir sonraki girdide ele alacağım) en belirgin siyasi damgaydı.

Ancak bu yıl Rusya’nın işgal girişimi ve savaşın geri planında kalmış bulunsa da tartışmalar kimlikler, yarışma dışı eylemler, birkaç şarkı sözü ve sahne dışındaki performansla önceki yıllardan çok önemli farklılık arz etmiyor: Örneğin İzlanda’lı folk-pop üçlüsü Systur’un trans hakları aktivizmi şarkılarından daha çok öne çıkıyor. Moldova’yı temsil eden Zdob si Zdub & Advahov Kardeşler’in Trenuletul şarkısı, iki grup bu içeriği reddetse de, Romanya ile Moldova’nın neden ayrı ülkeler olduğu sorusunu neredeyse açık bir biçimde soruyor.

 

Öyleyse var mı yok mu?

Eğer bu kadar açıktan siyasi göndermeler ve eylemler her yıl göz önünce cereyan ediyor, sahnenin dışındayken gerçekleşmiş olsalar da yarışmanın parçası haline gelebiliyorlarsa neden siyaset dışılık yanılsaması gücünü koruyabiliyor. Soruya yetenek avcılığı ve müzik endüstrisinin faaliyetlerine odaklanarak yanıt verilebilir.

Burada adından çok söz ettirmiş bir önceki kazananı anarak durumu açıklayabilirim: İtalya’da sokak çalgıcıları olan Maneskin’in önce İtalya televizyonunda bir yarışmada keşfedilmesi, sonra Avrupa’nın en eski şarkı yarışması San Remo’yu kazanarak Eurovision’a gitmesi, orada büyük bir takdir toplaması ve şöhret basamaklarını hızla tırmanması yetenek ve yaptığın işle her kapıyı açabilirsin mottosunun yeniden ısıtılarak önümüze konmasını sağlıyor. Maneskin’in akışkan cinsiyet kimliği üzerinden mevcut toplumsal kalıplara getirdiği ağır eleştiri, müzik endüstrisinin katkısıyla, solistin görünümüne, gitaristin sürmesine indirgeniyor. 1970’ler punk akımından bir nebze etkilenmiş bir pop rock grubunun istediklerini yapmaya çalışması eleştiri ve öfke değil, (elbette Maneskin’in onayı ve iştirakıyla) ihtiyaç duyulan görüntüyü tam zamanında sunmak, sound’u yakalamak olarak gösterilebiliyor.

Üstelik siyasetin yarattığı, tekrar tekrar kendisini gösterdiği kalıplar, sound ya da imaj yaratmak olarak tasvir edilebilecek faaliyetler alanında da gerçekleşiyor. Örneğin 2022 yılında İspanya’yı temsil eden Chanel, iyi dans edebildiği ve yeni bir yüz olduğu için ulusal seçmelere katılabildiğini (fark edildiğini) söylüyor. Ya da son yıllarda yarışmada en kötü sonuçları almış Birleşik Krallık, Dünyaca ünlü isimlerin menajerliğini üstlenmiş bir şirketin Sam Ryder’ı yeni yetenek olarak parlatma çabası ve BBC’nin işbirliği ile hiç harcamadığı kadar çok parayı harcamış bulunuyor. Bu sene ilk onda yer almamaları bu çaba ve birikimli sosyal medya desteğiyle neredeyse imkansız.

 

In corpore sano

Kısacası bütün ihtişamı ve sıradanlığıyla bir Eurovision dönemi daha bu hafta sonu kapanıyor. Geriye her isteyenin aradığını bulabileceğini sandığı bir akşam pazarı görüntüsü kalacak.

İsteyenler hayran olacakları yeni yüzlere kavuşacaklar ya da sevdiklerinin Avrupa’da kıymet görmesinin mutluluğunu yaşayacaklar, isteyenler ülkeler arasındaki gerilim ile kimlikler ve görüşler üzerinden siyasal mücadelenin seyrine bir de şarkı yarışması üzerinden göz atma fırsatı yakalayacaklar. Ben ikincisini tercih edenlerdenim.

Bu yılın en açık (ilk versiyonuyla en üstü kapalı görünen) siyasi girdisinin Sırbistan’dan geldiğini not ederek yazıyı bitireyim. Ana Duric, sahne adıyla Konstrakta, röportajlarında konstrüktivizmden etkilendiğini ve sağlık takıntısının ruh sağlığını görmezden geldiği bir köşeye sıkıştığımızı ve söz konusu durumu hedefe koyduğunu belirtiyor. Sırbistan’da dikkate değer bir tartışmaya yol açan şarkı, “sağlam vücutta korkmuş bir kafa, vücut sağlam ama şimdi ne yana?” sözleriyle bitiyor. Post-pandemi döneminin bütün ruh halini latince birkaç kelimeyle anlatmak, bir yandan sağlığa erişimin imkansız hale gelmesini, öte yandan sanatçının görmezden gelinmesini yüze çarpmak ve dillere dolatmak büyük başarı.

 

Ana Duric, Virgin Music ile anlaşarak yoluna devam etme kararı aldı. Bundan sonraki teklisinde benzer bir başarı göstermesi değilse de aynı tepkiselliği koruyabilme ihtimali belki de bu nedenle şimdiden azalmış bulunuyor.

 

fotoğraf: “[email protected] – Firenze” –  Valentina Ceccatelli

Siyaset Bilimci, araştırmacı ve çevirmen. Doktorasını ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nde tamamladı. 2013 yılında Türk Sosyal Bilimler Derneği’nin Genç Sosyal Bilimci ödülüne ve Behice Boran Özel Ödülü’ne layık görüldü. York Üniversitesi'nde araştırmalarını sürdürüyor.

Bu içeriği paylaş:

One Reply to “Eurovision siyaseti, siyasetin Eurovision’u (I)”

Comments are closed.